Giriş
Ülkemizde inovasyon/teknoloji sektöründe girişimcilik yapan kişiler sıklıkla “Tekerleği Yeniden İcat Etmek” (Reinventing the wheel) ifadesi ile karşılaşmaktadırlar. Genel olarak bu ifadeyi kullanan kişiler eleştirilerini aşağıdaki şekilde açmaktadır:

  • Bu ürün zaten var. Neden tekrardan yapmaya vakit harcıyorsunuz?
  • Bu teknoloji zaten var. Hazırını kullanmak varken neden vakit ve nakit harcayarak baştan yapıyorsunuz?
  • Bu çok basit bir konu. Daha ciddi ve katma değerli bir konu yok mu?

Bu eleştiriler irdelendiğinde aslında temelde işletmesel olarak aşağıdaki 3 konunun değerlendirildiği, bir veya bir kaçında sorun olduğunun ifade edildiği anlaşılmaktadır:

  1. Faaliyetin Katma Değeri
  2. Faaliyetin Ek Kaynak Maliyetleri
  3. Faaliyetin Fırsat Maliyetleri

Temel 3 Nokta
Bu 3 konu tabii ki işletme bilimi açısından oldukça önemli noktalardır. İşletme eğitimi almış herhangi bir birey bu 3 noktanın bir faaliyete olan etkisini hesaplayıp faaliyetin şirket açısından olumlu veya olumsuz olduğu konusunda bir yorum yapabilir.

Örneğin bir laptop üreticisisiniz. Laptopınızın çok basitçe şu parçaları var:

  • LCD Ekran
  • Anakart
  • İşlemci/Sabit Disk/RAM/vb..
  • Kaporta
  • Klavye/Touchpad

Bu parçaların hepsini zaten yurt dışından alıyorsunuz. Laptop ana kartını yapma konusu aklınıza geldi, ciddi bir maliyet kalemi çünkü sizin için, şöyle bir irdeleme yaptınız:

  • Ana kartın üretimi için büyük bir tesis yatırımına ihtiyacınız yok. Ülkemizde elektronik kart üreticileri zaten var, onlardan hizmet alabilirsiniz. Gayet güzel.
  • Ana kartı üretmek vakit alır. Öyle 3-5 ayda yapılacak iş değil. Hele hele daha önce üretmediniz, kim bilir ne kadar sürecektir? Pazara hızlı çıkmanız lazım bu kabul edilebilir değil. Yoksa çok ciddi fırsat maliyetleri ödersiniz, rakipleriniz yeni nesil laptoplarla sizi geçer.
  • Tasarlamak için en kötü bir ÜrGe ekibi kurmak, belki de biraz da ArGe’ye girmek gerekebilir. Çok masraflı iş bu, ofis/maaş/sgk/prototipler/vb.. ödemeleri çok fazla. İşletmesel olarak da sizi uğraştıracak, eleman seçmek/bulmak kolay iş değil sonuçta. Prototipler çalışmaz filan, israf tamamen.
  • Hadi yukarıdaki iki maddeyi sıkıntı olarak görmediniz, ve normal yerli ve milli montaj stratejimizi paralelden yürütelim dediniz, oturdunuz hesapladınız, ana kartı tasarlayıp seri üretime uygun hale getirmek 600.000 TL sonrasında birim maliyetiniz 200TL, siz şu an Taywan’dan bir firmadan 400 TL’ye alıyorsunuz. İnanılır gibi değil.
  • Siz zaten bu sektörde bu işten iyi paralar kazanan, başarılı bir iş adamısınız. Hesabı yaptınız, ana kart tasarlayıp üretmek hiç mantıklı iş değil.

Durum ve analiz böyleyken tabii ki anakart üretim işine girip biraz daha milli bir laptop yapmanız oldukça saçma görünüyor.

Buraya kadar bir sorun yok.

Daha Derin Bir Analiz
Şimdi 3-5 madde ile tanışalım:

  • Taywan’daki ana kart üreticisinin bile cirosu sizin 1000 katınız.
  • Taywan’daki ana kart üreticisinin karlılığı %60 iken, sizin %8.
  • Sizin sayenizde Taywan, ABD, Almanya, vb.. ülkelerdeki firmalar yerli ve milli olabiliyor.
  • Sizin sayenizde Taywan, ABD, Almanya, vb.. ülkelerdeki firmalar bilgisayar üretim ekosistemlerini genişletebiliyor. Giderek daha da önünüze geçiyorlar.
  • Sizin sayenizde Taywan, ABD, Almanya, vb.. ülkelerdeki genç/yeni girişimler kendi ülkelerinde teknoloji satabilecekleri firmalar bulabiliyor.
  • Sizin en büyük rakipleriniz her zaman sizden 1-2 jenerasyon önde, çünkü size son sürümler hemen verilmiyor, siz sektörde arta kalanları topluyorsunuz.
  • Yabancı bir firma laptop üretimi için Türkiye’ye geldiği an pazar payınız %1’in de altına iner, siz de batarsınız artık.

Aslansınız, kaplansınız. Herkes size hayran. Fakat belli ki bir sorun var. Peki nerede hata yapıyorsunuz?

Asıl Sorun
Sorun aslında “tekerleği yeniden icat etmek” meselesinin temelinde yatan iki konunun yok sayılmasıdır. Bu iki konu:

  • Faaliyetin Geleceğe Etkisi
  • Ürün/Teknoloji Sürekliliği

Faaliyetin geleceğe etkisi özet olarak, diğer 3 konuyu da tabii ki hesaba katarak, bir faaliyeti yapmanızın size gelecekte sağlayacağı fayda/zararları ön görmenizdir.

Ürün/Teknoloji sürekliliği ise çok basit olarak “bir teknolojiyi temel seviyesinde geliştirmeden, ilerletmeniz imkansızdır” kanunudur. Yani teknolojiyi bir yerden yakalayıp, onun üstünde bir geliştirme faaliyetine girmeniz şart. Aksi takdirde o teknolojiyi ilerletmeniz mümkün olmuyor, çünkü o teknolojiyi geliştirmeye yarayacak temel Know-How’dan habersiz oluyorsunuz. Teknolojiyi “kullanmayı bilmeniz” demek, onu “geliştirmeyi bildiğiniz” anlamına gelmiyor.

Örneğin bir akü üreticisi olarak Türkiye’de nikel cadmium bataryalar üreteyim derken çevreye yaratacağınız olumsuz etkileri düşünmelisiniz. Çevre regülasyonları nedeniyle zaten belirli bir süre sonra üretiminizin yasaklanabileceğini de ön görebilirsiniz. Diğer 3 konu olumlu olsa bile, bu 4. konu işe girmemenizi size söyleyebilir. Nikel cadmium yerine çevreye zararı olmayan alternatif bir pil geliştirmek ise her durumda oldukça mantıklı bir fikir olabilir.

Başka bir örnek olarak, ana kart üretimine girerek şimdi olmasa bile, 3-4 sürüm sonra piyasanın uç noktasında (cutting-edge) veya daha da ilerisinde ana kart ortaya çıkarmak için gerekli bilgi birikimi (know-how) sağlayıp, insan ve makina alt yapısını kurabilirsiniz. Bu sayede global ölçekteki rakiplerinizden gerçekten farklı ürünler ortaya çıkarabilecek ve böylece sadece yerli (veya 3. dünya ülkeleri pazarları) pazarda değil, global rekabetçi pazarlarda da söz sahibi olmanızın mümkün olacaktır. Türkiye’ye bir rakip girmesi, sizi o kadar da etkilemeyecektir, çünkü siz farklı bir kulvardasınız artık. Daha da ilginci, o alanda bir tekerleği yeniden icat etme (teknoloji geliştirme) faaliyetine girmeniz sizi farklı ve niş alanlara çekebilir – medikal/askeri ana kartlar da yapacak tecrübeye sahip olabileceksiniz.

Sonuç
Bir ürün ortaya çıkararak sadece fiyat, maliyet ve ulaşılabilirlik bazında rekabet etmeyi planlıyorsanız, tabii ki tekerleği yeniden icat etmenize hiç gerek yok. Optimize edilmiş bir bayi ağı, üretim süreci, tedarik süreci ve benzeri kurarak bu şekilde oldukça başarılı olabilirsiniz – zaten ülkemiz bu tarz firmalarla dolu.

Mevcut bulunduğunuz pazarlardaki çalkantılardan minimum etkilenmek, global arenada rekabetçi olmak, büyümek ve ciddi paralar kazanmak istiyorsanız, o zaman göreceli olarak rahatınızı biraz bozup bu tekerleği yeniden icat etme işlerine girmeniz şarttır. Aksi türlü olmaz, zaten olmadığını görüyorsunuz.

Ülkemizde birçok firmanın optimize edilmiş bayi ağı/üretim süreci/tedarik süreci bulunmaktadır. Bu oldukça önemli bir Know-How’dır. Bu Know-How eğer “tekerleği yeniden icat etme” düsturu ile birleştirilebilirse aynı sektörde dünyadaki birçok firmanın önüne rahatlıkla geçilebileceği aşikardır. Fakat denemesi zor ve sabır gerektirmektedir.

Not: Kendimden bir anektod vereyim. 2013 yılında yerli ve milli bir endüstriyel mobil robot geliştirirken, piyasada hazır bulunan tekerleri prototip robotumuzda kullandık. Her ne kadar “tekerleği yeniden icat etme” düsturu bizde fazlasıyla olsa da, şahsen “tekerle de” uğraşmak istemeyip konuyu birazcık es geçtik. Bu tekerler sonuçta oldukça sağlam, çekişi yüksek, mobil fabrika araçlarında kullanılan ve piyasada herhangi birinin “bu teker kullanılmalı” diyeceği tarzdan tekerlerdi.

Fakat bir sorun yaşadık, robotumuz dönerken tekerler sürekli olarak kayıyor ve lokasyon hesaplama alt yapımızı yanıltıyordu – bu nedenle de her zaman istediğimiz hassasiyetle istediğimiz yere gidemiyorduk. Biraz ArGe yapıp konunun özünün tekerleğimizden kaynaklandığını anlayınca (itki sistemimiz de özeldi, oldukça milli bir itki teknolojisi, bu nedenle önce ondan şüphelendik) makina ve mekatronik mühendislerimizle oturup farklı tekerlek malzemeleri üzerinde araştırmalar yaptık. Malzemeleri deneyip malzemeden emin olduktan sonra da teker şekilleri ve kanalları üzerinde çalıştık. Sonuçta en kaygan fabrika zemininde bile çok zor kayacak bir teker ürettik – robot işini o sayede yapıyor. Tekerleği baştan icat etmek zorunda kaldık.