GÜMRÜK BİRLİĞİ ÇERÇEVESİNDE DAMPİNGE KARŞI UYGULAMALAR, KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Hüseyin ÖZTÜRK
Daire Başkanı
Yasemen YAZICIOĞLU
Uzman Yrd.
İthalat Genel Müdürlüğü
1-Giriş
Damping, bir ürünün normal değerinin altında, diğer bir anlatımla, ihracatçı ülkede tüketime konu benzer bir ürünün karşılaştırılabilir fiyatından düşük bir fiyatla ihraç edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, ülkeler dampinge konu ürün ithalatının yerli sanayileri üzerinde oluşturduğu zararı önlemek amacıyla dampinge karşı önlemleri uygulamaya koymaktadırlar. Bu uygulamalar sonucunda ise anılan önlemlere maruz kalan ülkelerin ihracatları olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Bu çerçevede, AB ülkeleri ile gümrük birliği ihdas etmiş olan ülkemizin içerisinde bulunduğu durumun gerek dampinge karşı uygulamalar gerekse konuya ilişkin uluslararası hukuki düzenlemeler açısından gerçekçi bir şekilde tespit edilmesinde yarar görülmektedir.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1.1.1996 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ve Gümrük Birliği'ne ilişkin düzenlemeleri içeren 1/95 sayılı Türkiye-AT Ortaklık Konseyi Kararı’nın 42-45. Maddelerinde dampinge ilişkin hükümlere yer verilmektedir.
Anılan Kararın 42. Maddesinin 2. paragrafı uyarınca ise, taraflar arasında 23 Kasım 1970'de imzalanmış bulunan Katma Protokol’ün, dampinge karşı tedbirlerin uygulanmasına ilişkin, “47. Maddesi ile getirilen usullerin” yürürlükte kalacağı hükme bağlanmıştır.
Bu meyanda; tarafların dampinge karşı uygulamalarının uyumlaştırılması hususunun açıklığa kavuşturulmasında yarar bulunmaktadır. Bu itibarla, konunun her iki tarafın birbirlerine ve üçüncü ülkelere karşı yürüttükleri dampinge karşı uygulamalar açısından iki ayrı bölüm halinde irdelenmesinde yarar görülmektedir.
2. Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Uygulamalar :
2.1. Genel Hükümler Açısından Değerlendirme
Halihazırda her iki taraf, bir kısım ürünlerin ithalatında, birbirlerine dampinge karşı vergi uygulamaktadırlar. Konuya açıklık getirmesi bakımından uygulamada bulunan önlemlere ilişkin liste ekte sunulmaktadır.
Türkiye’ye karşı uygulanan önlemlerin kaldırılabilmesi için 1/95 sayılı Türkiye - AT Ortaklık Konseyi Kararı’nın 42. Maddesi 1. paragrafı hükümleri ile, Topluluk Rekabet Politikalarına ilişkin hukuki müktesebatın ülkemizce üstlenilmesi şartı konulmuş bulunulmaktadır. Diğer taraftan, 1.1.1996 tarihinden itibaren Gümrük Birliği’ne geçilmiş olması nedeniyle, bundan sonraki süreçte tarafların birbirlerine karşı uygulamak üzere dampinge karşı vergilere ihtiyaç duymayacakları da düşünülmektedir. Zira, damping, bir malın ulusal pazarındaki fiyatı (normal değeri) ile ihraç fiyatının farklılaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Bütünleşmiş tek bir pazarda, damping fiyatlı malların “bumerang etkisi” ile geri dönerek (taşıma giderleri dikkate alınmak suretiyle) menşe ülkedeki fiyatları da düşürmesi ve böylece damping yapana zarar vermesi tehlikesi bulunmaktadır. Bu nedenle, herşeyden önce taraflar arasında dampinge karşı vergi uygulamasında bulunulmaması gerekmektedir.
Esasen, ülkemiz ürünlerine karşı uygulanan önlemlerin bertarafı için tek etkili yöntemin yukarıda ifade edilen 42. Maddenin 1. paragrafının hükümlerine işlerlik kazandırılmasına dayandığı hususu uluslararası bütünleşmelerin konuya ilişkin hükümlerinin incelenmesi sonucunda belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak, ekonomik bütünleşmelere ilişkin anlaşmalar bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda özellikle Avrupa Birliği ile EFTA ülkelerinin oluşturduğu Avrupa Ekonomik Alanı kapsamında tarafların birbirlerine uyumlu rekabet politikaları sayesinde karşılıklı olarak dampinge karşı önlemlere başvurulmadığı müşahade edilmektedir. Konuya ilişkin ikinci bir örneği ise Avusturalya ile Yeni Zellanda’nın oluşturduğu ekonomik bütünleşme ortaya koymakta olup, bu ülkeler arasında da uyumlu rekabet politikalarının varlığı nedeni ile taraflar arasında dampinge karşı önlemlere ihtiyaç duyulmadığı saptanmaktadır.
2.2. Katma Protokol'un 47. Maddesinin Değerlendirilmesi
Katma Protokol'ün 47. Maddesi, geçiş dönemi süresince Türkiye ile AT arasındaki ticarette dampinge karşı uygulamaların hangi çerçevede yapılacağını ve ne şekilde çözüm aranacağını düzenlemiştir. Hal böyle iken, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile süresi biten bir maddeye hayatiyet hakkı tanınmış olduğu görülmektedir.
Esasen, Katma Protokol’ün bu maddesinin gereğince işleyip işlemediği, işletilebilmesi halinde ülkemiz ihraç ürünlerine karşı uygulanan mevcut önlemlerin kaldırılmasına dayanak olup olamayacağı, diğer bir ifadeyle, yeni önlemlerin uygulamaya konulmasına engel teşkil edip etmeyeceği hususları ilgili taraflarca uzun süreler tartışılmış olup, bu tartışmalar sonucunda bugüne kadar bu maddeyle getirilen hükümlere şeklen uyulabildiği, karar mekanizmasının işleyişi nedeniyle maddenin yazılımındaki amacın hasıl olamayacağı ve anılan maddenin hükümlerinin değişen koşullara uyabilmesi için yeniden düzenlenmesi gereği tarafların damping konusundaki ilgili birimlerince kabul gören bir husus olarak ön plana çıkmış bulunmaktadır.
Diğer bir anlatımla, 47. Maddenin uygulama pratiğine sahip olmadığı (stillborn child- totgeborenes kind tanımı) düşüncesi ağırlık kazanmış olup, bu hususun, 1/95 sayılı Karar’ın 42. Maddesi çerçevesinde AB’nin yapmış olduğu bildirimde yer alan “Topluluk, 42. Madde’nin 2. paragrafı ile ilgili olarak, Konsey’in tutumu saklı kalmak kaydıyla, Komisyon’un anti-damping ve korunma tedbirleri ile ilgili sorumluluklarını icrası sırasında, soruşturmanın açılmasından önce Türkiye’ye bilgi vereceğini belirtmektedir. Bu çerçevede, bu Karar’ın yürürlüğe girmesinden önce Katma Protokol’ün 47. Maddesi tatbikatına ilişkin uygun usuller ortaklaşa kararlaştırılır…” şeklindeki ifadeyle de teyid edildiği görülmektedir.
3.Tarafların Üçüncü Ülkelere Karşı Uygulamaları :
Ortaklık Konseyi Kararı’nın 44. Maddesinde “... tarafların dampinge karşı vergi alması veya almak üzere olması halinde, önlem uygulayan taraf, diğer tarafın topraklarından gelen sözkonusu ürünlerin ithalini bu önlemlerin uygulamasına tabi tutabilecektir.” denilmekle, Gümrük Birliği’ne geçilmesinden sonraki süreçte dahi her iki tarafın, üçüncü ülkelere karşı, birbirlerinden bağımsız olarak, dampinge karşı uygulamalarda bulunabilecekleri belirtilmiştir.
Diğer taraftan Ortaklık Konseyi Kararı’nda, tarafların halihazırda üçüncü ülkelere karşı uygulamakta oldukları dampinge karşı vergilerin üstlenilmesine ilişkin herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır.
Kaldı ki; tarafların birbirlerinin önlemlerini üstlenmeleri olasılığının da bir takım sorunları beraberinde getirebileceği düşünülmektedir. Bu husus aşağıda iki alt başlık altında değerlendirilmektedir.
3.1. Önlemlerin Karşılıklı Olarak Üstlenilmesi
Türkiye ile Avrupa Birliği’nin karşılıklı olarak birbirlerinin önlemlerini üstlenmeleri, GATT 1994’ün 24. Maddesi ile GATT 1994'ün VI. Maddesi'nin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma (Anti-Damping Anlaşması) uyarınca tarafların diğer üye devletlere karşı sorumluluklarını da gündeme getirmektedir.
Bu bağlamda, zarar ve damping marjı çalışması yapılmadan önlemlerin üstlenilmesinin, Anti-Damping Anlaşması'nın hükümlerine aykırı olacağı, bu nedenle konunun uluslararası platformda savunulmasının güç olacağı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, AB’nin bugüne kadarki uygulamalarının incelenmesinden, Birliğin kendisine katılan ülkelerin önlemlerini üstlenme cihetine gitmediği de görülmektedir.Bu durum, AB’nin en son genişlemesinde de müşahade edilmektedir. Zira, AB’nin 1.1.1995 tarihinde İsveç, Avusturya ve Finlandiya’nın katılımı ile 15’lere dönüşmesi aşamasında bu üç ülkenin önlemlerini kaldırdıkları ve AB’nin önlemlerini tek taraflı üstlendikleri de tespit edilen hususlar arasında yer almaktadır.
Bu kapsamda, AB’nin tekstil ürünlerinde uyguladığı kotalar ile gözetim önlemlerinin ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı uyguladığı kota ve gözetim önlemlerinin ülkemizce üstlenilmesinden hareketle, dampinge karşı önlemlerin de üstlenilmesi gerektiğini ileri sürmek, konuya ilişkin uluslararası anlaşmalar ile üretim dalı kavramına getirilen tanım farklılıklarından bihaber olunduğunun bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, DTÖ Kuruluş Anlaşması ekinde yer alan Tekstil ve Giyim Eşyası Anlaşması’nın 5 nolu dip notunda ve Korunma Tedbirleri Anlaşması’nın 1 nolu dip notunda “ Bir gümrük birliği, tek bir birim halinde veya bir üye Devlet adına koruma tedbiri uygulayabilir. Bir gümrük birliği tek bir birim halinde bir koruma tedbiri uyguladığı zaman, bu Anlaşma çerçevesinde bir ciddi zararın veya ciddi zarar tehdidinin belirlenmesiyle ilgili bütün şartlar, bir bütün olarak gümrük birliğinde mevcut olan koşullara dayalı olacaktır. Bir koruma önlemi, bir üye ülke adına uygulandığında, ciddi zarar veya ciddi zarar tehdidinin belirlenmesine ilişkin bütün koşullar, bu üye ülkede mevcut şartlara dayandırılır ve bu önlem bu üye ülke ile sınırlı tutulur.” şeklinde hüküm mevcut iken, Anti-Damping Anlaşması’nın 4.3 Maddesi “GATT 1994 XXIV. Madde paragraf 8 (a) hükümleri kapsamında iki veya daha fazla sayıda ülke birleşik tek bir pazar özelliklerine sahip olacak şekilde bir entegrasyon düzeyine ulaştığında, tüm entegrasyon bölgesindeki sanayi, paragraf 1’de anılan üretim dalı olarak kabul edilecektir.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Ayrıca, Tekstil Kota ve Gözetim Mevzuatı ile Kota ve Gözetim Mevzuatı çerçevesinde AB’nin uyguladığı önlemlerin tarafımızdan ilk olarak üstlenildiği tarihten sonraki dönem için uygulamaların ne şekilde yapılacağı konusunda da belirsizlikler olduğu müşahade edilmektedir.
3.2. AB'nin Önlemlerinin Türkiye Tarafından Üstlenilmesi
Türkiye’nin mevcut dampinge karşı uygulamalarını askıya alarak, AB’nin uygulamakta olduğu önlemleri üstlenmesi halinde ise, yukarıda belirtilen sakıncaya ek olarak; Ortaklık Konseyi Kararı’nda Türkiye’nin AB’nin Resmi Karar Alma Organları’nda temsil edileceğine dair herhangi bir hükmün bulunmaması nedeniyle, bundan sonraki süreçte, dampingli ithalata ilişkin şikayette bulunacak Türk Sanayicilerinin hangi makama başvuruda bulunacakları, soruşturmanın kim tarafından yürütüleceği, vb. hususlarda birtakım hukuki sorunların yaşanacağı düşünülmektedir.
Ayrıca, Türkiye’nin uygulamakta olduğu önlemlerin temelinde Türkiye’de faaliyette bulunan üretim dalının dampingli ithalattan zarar görmesinin önlenmesi bulunduğu dikkate alındığında, yukarıda ifade edilen durumun gerçekleşmesi halinde, yerli üretim dalının haksız rekabet karşısında korunmadan yoksun bırakılacağı hususu da ayrı bir önemi haiz konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bununla birlikte, AB’nin uyguladığı önlemlerin üstlenilmesi durumunda, bu önlemlerin ağırlıklı olarak girdi ve ara mamullere inhisar etmesi nedeni ile girdi ve hammadde açısından bir ölçüde ithalata bağımlı olan Türk sanayinin imal maliyetlerini arttıracağı da gözönünde tutulması gereken bir husustur.
Bu cümleden olmak üzere, Türkiye’nin AB ile olan ilişkisinin yalnızca Gümrük Birliği ile sınırlı olması nedeniyle, AB’nin resmi organları tarafından yürütülecek damping soruşturmalarında, “üretim dalı” kavramının Türk Sanayiini de kapsayacak şekilde ele alınmasının yukarıda açıklanan Anti-Damping Anlaşması'nın 4.3. Maddesi hükmü gereğince mümkün bulunmadığı ve böylece, Türk Sanayiinin damping fiyatlı ithalattan zarar görebileceği düşünülmektedir.
4. Sonuç
1.1.1996 tarihinden itibaren AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin tesis edilmiş olması nedeniyle, tarafların birbirlerine dampinge karşı uygulamada bulunmalarının yerinde olmayacağı,
Ülkemiz ihraç ürünlerine karşı uygulanan dampinge karşı önlemlerin bertaraf edilebilmesi için Katma Protokol’ün 47. Maddesinin hükümlerinin tek başına yeterli olamayacağı,
Dampinge karşı önlemler bağlamında ortaya çıkan sorunların çözümü için, her şeyden önce ülkemizin AB’nin iç pazarla ilgili rekabet, devlet yardımlarının denetimi ve diğer konulardaki müktesebatını benimseyerek etkin biçimde uygulamaya koyması ve bilahare AB ile sözkonusu uygulamaların kaldırılması hususunda gerekli görüşmelerin başlatılmasında yarar görüldüğü,
Tarafların; pazarları ve yerli sanayi dalları itibariyle tamamen farklı özellikler taşımaları nedeniyle, üçüncü ülkelere dampinge karşı uygulamaları açısından ortak hareket etmeleri zorunluluğunun da bulunmadığı,
Bununla birlikte, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nda yer alan hükümlerin gözden geçirilmesi yönünde bir imkanın olup olmadığının araştırılması ve böyle bir imkanın gündeme gelmesi halinde ise, karar mekanizmasına katılım temelinde -yetki devri de dahil- gerekli hukuki alt yapının hazırlanması, önlemlerin üstlenilmesi sürecinin sonrasını da düzenleyen bir sistemin oluşturulması yönünde tek bir ülke politikasının belirlenmesi ve müteakiben konuyla ilgili müzakerelere başlanılmasında da yarar olacağı,düşünülmektedir.
Ek
Türkiye’nin Dampinge Karşı Vergi Uyguladığı AB Menşeli Maddeler*
| Madde | Ülke |
| 1- Baskı ve Yazı Kağıtları | FİNLANDİYA |
| 2- Polyester Elyaf | İTALYA |
| 3- Benzoik Asit | HOLLANDA |
AB'nin Dampinge Karşı Vergi Uyguladığı Türkiye Menşeli Maddeler
Madde
1- Pamuk İpliği
2- Polyester İplik
3- Polyesterden Sentetik Tekstil Elyafı
4- Polyester İplik (POY)
5- Polyester İplik (PTY)
6- Alaşımlı Çelikten Yarı Mamüller
7- Hambez*
(*) Bu vergi geçici önlem şeklindedir.
KAYNAKÇA:
1. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı.
2. Hoekman, Bernard and Mavroidis, Petros, 1996, Dumping, Anti-dumping Antitrust, The Journal of World Trade, February, Vol.30 No.1, pp.27-52.
3. Regionalism and the World Trading System, World Trade Organization.
4. Business Guide to the Uruguay Round, 1995,.International Trade Centre UNCTAD/WTO Commonwealth Secretariat.
5. Katma Protokol.
6. The Results of the Uruguay Round of Multilateral Trade Negotiation ,The Legal Texts, 1995, WTO.