KORUNMA ÖNLEMLERİ İLE DİĞER TİCARET POLİTİKASI ARAÇLARININ BİRLİKTE İRDELENMESİ
Hüseyin ÖZTÜRK
Daire Başkanı
İthalat Genel Müdürlüğü
1.Genel
Bilindiği üzere, haksız ticari uygulamalar ile ithalat artışlarına karşı yerli üretim dallarının korunması ancak kuralları detaylı bir şekilde belirlenmiş ve uluslararası bir anlaşmaya da dayanan önlemler ile mümkün olabilmektedir.
Bu çerçevede, bu önlemlerden en yenisi olma özelliğini haiz korunma önlemlerinin kapsamı ve ne ölçüde yürürlüğe konulabileceği ülkemizde tartışmalara konu olabilecektir.
Bu itibarla, bu yazının amaçlarından biri yerli üretim dallarının korunmasında ülkemiz açısından yeni olan ve Türkiye ile AB arasında tesis edilen gümrük birliği’nden sonra daha yoğun bir şekilde gündeme gelen korunma önlemlerinin uygulamaya konulmasındaki ve anılan terimin zihinlerde yarattığı kavramın gerçekleşmesindeki güçlüklere dikkat çekmektir.
Diğer bir amacı ise; dampingli ve sübvansiyonlu ithalat gibi haksız ticari uygulamalara karşı yerli üretim dallarının korunmasına imkan sağlayabilecek olan dampinge karşı önlemler ile telafi edici önlemlerin önemini bir kez daha yinelemektir.
Bu noktada, korunma önlemlerinin tanımlanmasında yarar görülmektedir. Söz konusu önlemler, artan ithalatın yerli üretim dallarına verdiği ciddi zarar ile ciddi zarar tehdidinin bertaraf edilmesine yönelik önlemler olup, vergi artışları ile miktar kısıtlamalarından, diğer bir ifade ile kotalardan oluşmaktadır.
2.Yasal Dayanaklar
Anılan önlemlerin yasal dayanaklarını, Korunma Önlemleri Anlaşması ile bu Anlaşma’nın hükümlerine uyumlu olarak hazırlanan ulusal mevzuatlar teşkil etmektedir.
2.1. Korunma Önlemleri Anlaşması
Korunma Önlemleri Anlaşması GATT 94’ün XIX’uncu Maddesi’ne dayanmakta ve Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması Ek- 1’de yer almaktadır.
Mezkur Anlaşma, artan ithalatın benzer veya doğrudan rakip mallar üreten yerli üretim dalına ciddi zarar vermesi veya ciddi zarar tehlikesi oluşturması halinde yürütülecek soruşturma sonucunda ithalatın geçici bir dönem için kısıtlanabileceği hususunda ithalatçı üye ülkelere yetki vermektedir.
Ayrıca, bahse konu Anlaşma’da gümrük vergisi tarifesinin arttırılması veya miktar kısıtlaması formunda olan bu önlemlerin normal şartlarda en çok kayrılan ülke kuralı bazında yürürlüğe konulması da hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Hal böyle olmakla birlikte, yukarıda ifade edilen ölçütden sapmayı, olağanüstü ithalat artışlarının gerçekleştiği kaynaklar için ayrımcı muamele yapılabileceğine cevaz veren hüküm ile gelişme yolundaki ülkeler için özel muameleyi öngören hüküm oluşturmaktadır.
Bu noktada, önlem uygulamasını kolaylaştırması bakımından Anlaşma’nın en önemli düzenlemelerinden biri de önleme konu olan ülkenin önlemin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilk üç yıl için misilleme hakkının kısıtlanmasıdır.
Bu tesbitlere ilave olarak anılan Anlaşma ile özetle;
a) Mevcut gönüllü ihracat kısıtlamaları ve pazar düzenlenmesine ilişkin anlaşmalar başta olmak üzere ithalat ve ihracata getirilen benzeri kısıtlayıcı düzenlemelerin kaldırılması ve yeniden yürürülüğe konulmamaları,
b) Ciddi zarara ilişkin ölçütler,
c) Korunma önlemlerinin süresi,
d) DTÖ Korunma Önlemleri Komitesi’ne bildirim yükümlülükleri,
e) Soruşturma konusu ülkeye bildirim ve müzakere süreci,
f) Önleme konu olan ülkelerin ticari kayıpların telafisi ve mütekabiliyet hakları ile
g) Soruşturmayı şekillendiren kurallar
hakkında ayrıntılı hükümler getirilmiştir.
2.2. Ulusal Mevzuat
GATT 94’ün VI’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması başta olmak üzere diğer DTÖ Anlaşmaları’nda olduğu gibi, ulusal mevzuatların ilgili anlaşmaya uyumlu olması kuralı bu konuda da geçerli bir kural olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu itibarla ulusal mevzuatın, Korunma Önlemleri Anlaşması’nın hükümlerine işlerlik kazandırılacak şekilde oluşturulması veya değiştirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, 1 Haziran 1995 tarih ve 22300 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Gözetim ve Korunma Önlemleri Mevzuatı” gerek konuya ilişkin AB mevzuatına gerekse Korunma Önlemleri Anlaşması’na uyumlu bir mevzuat olma özelliğine sahip bulunmaktadır.
Bu mevzuattan önce, gümrük birliğine hazırlık safhasında da bir mevzuat hazırlanmış olmakla birlikte, söz konusu mevzuata göre herhangi bir uygulama yapılmamıştır.
3. Korunma Önlemleri Uygulamaları
Bu önlemlerin uygulamalarını, DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşması öncesi ve sonrası ayrımına göre ele almakta fayda mülahaza edilmektedir.
3.1. DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşması Öncesi Dönem
DTÖ öncesi dönemde korunma önlemleri ülkeler tarafından sıkça başvurulan önlemler arasında yer almamıştır. Bunun nedeninin ayrımcı olmayan esaslara göre ithalatın bütün kaynağına konulması ve önleme konu ülkelerin karşı tedbir getirme haklarının ortaya koyduğu caydırıcılık etkisi olduğunu ileri sürmek mümkün gözükmektedir.
Buna ek olarak, bu dönem itibarıyla “gri alan önlemleri” olarak da isimlendirilen gönüllü ihracat kısıtlamaları, sanayiler arası düzenlemeler ile ticaret politikası araçlarından dampinge karşı vergi ile telafi edici önlem uygulamalarına ağırlık verildiği de anlaşılmaktadır.
Bu noktada, konuya açıklama getirmesi bakımından 1985 Temmuz-1992 Haziran dönemi arasında 187 adet sübvansiyon soruşturması ile 1148 adet damping soruşturması başlatılmiş iken, 1985-1994 yılları arasında GATT'ın XIX'uncu maddesinin hükümlerine göre 26 adet korunma önlemleri işlemi yapıldığını belirmekte yarar görülmektedir.
3.2. DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşması Sonrası Dönem
Bu dönem, anılan Anlaşma’nın getirdiği kuralların hayata geçirildiği ve bu itibarla, önleme ilişkin uygulamanın yürütülen bir soruşturmaya dayandığı, “gri alan önlemleri”nin aşamalı bir şekilde yürürlükten kaldırıldığı ve yenilerinin uygulanmadığı bir dönem olarak şekillenmeye başlamış bulunmaktadır.
Bu noktada, korunma önlemlerinin söz konusu Anlaşma’nın getirdiği kurallar çerçevesinde dampinge karşı önlemler ile telafi edici önlemlerin uygulama sıklığında olmasa bile uygulamalara konu olabileceği ve olduğu belirlenmektedir.
Bu hususu, alt başlıkta sunulan veriler de teyid etmektedir.
3.2.1 Diğer Ülke Uygulamaları
Korunma Önlemleri Komitesi’ne yapılan bildirimlerin incelenmesi sonucunda, Korunma Önlemleri Anlaşması’nda öngörülen işlem sürecine göre; ABD, Brezilya, Güney Kore ve Arjantin’in DTÖ üyesi ülkelere karşı ilk soruşturma başlatan ve korunma önlemi yürürlüğe koyan ülkeler olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, bugüne kadar yürütülen soruşturmalar sonucu vergi artışı ve/veya miktar kısıtlaması şeklindeki korunma önlemlerine süpürge, oyuncak, süt ürünleri ve ayakkabıların konu edildiğini belirtmekte yarar görülmektedir.
3.2.2 Ülkemiz Uygulamaları
Ülkemizde konuya ilişkin ilk kota uygulamaları Türkiye ile AB arasında tesis edilen gümrük birliği çerçevesinde AB’nin Çin Halk Cumhuriyeti menşeli ürünlere uyguladığı miktar kısıtlamalarının üstlenilmesi sonucu 1.1.1996 tarihi itibarıyla başlamış olup, halen bu uygulamaya devam edilmektedir.
Bugün itibarıyla gerek Korunma Önlemleri Anlaşması gerekse bu Anlaşmaya uyumlu ülkemiz mevzuatı çerçevesinde yürütülen bir soruşturma sonucu uygulanan miktar kısıtlaması şeklinde herhangi bir korunma önlemi bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, başlatılan bir soruşturma sonucunda Rusya Federasyonu ve Ukrayna menşeli demir ve çelikten saçlar için yürürlüğe konulan gözetim uygulamasını belirtmekte fayda mülahaza edilmektedir.
4. Diğer Ticaret Politikası Araçları ile Karşılaştırılması
Korunma önlemleri niteliği itibarıyla diğer ticaret politikası araçlarından bariz bir şekilde ayrılmaktadır. Zira, bu önlemler, yerli üretim dallarına ithal ürünlerin oluşturduğu rekabete uyum sağlayabilmeleri, yeniden yapılanmaları ve dolayısıyla rekabet edebilirliliklerini arttırılabilmeleri için vakit kazandırmak gerekçesi ile yürürlüğe konulabilmektedirler.
Bu cümleden olmak üzere, ticaret politikası araçlarından dampinge karşı vergiler ile telafi edici önlemlerin etkin ticaret kanallarında görülen bozulmalara karşı yürürlüğe konuldukları hususu ile korunma önlemlerinin adil bir şekilde ticareti yapılan ürünlerin ithalini kısıtladığı hususunun karşılaştırılması, anılan farklılığı belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.
Esasen bu farklılık, söz konusu korunma önlemlerin hangi sıklıkla uygulanabileceğini test eden bir özellik olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca, korunma önlemleri korunma ihtiyacı içerisindeki üretim dallarına mutlak koruma sağlayabilme ve yapılan ithalatın artışını durdurma veya kıstlama özelliklerine sahip iken, dampinge karşı vergiler ile telafi edici önlemler dayandıkları uluslararası düzenlemelerin ruhuna uygun bir şekilde bu özelliklerden yoksun bulunmaktadırlar.
Bu noktada, korunma önlemlerinin diğer ticaret politikası araçlarına kıyasla rekabeti kısıtlayıcı özelliğinin daha fazla olduğunu da belirtmekte yarar görülmektedir.
Zira, dampinge karşı vergilerin yalnız dampingli satış yapan ihracatçı firmalara yönelik yürürlüğe konulabilmeleri nedeniyle önleme konu ürünün ithalatını belirgin bir şekilde azaltamadığını, haksız ticari uygulamayı bertaraf etmeyi hedeflediğini ve hatta ticaret sapması ile ihtiyacın karşılandığını uygulama tercübesi ışığında ileri sürmek mümkündür.
Benzer bir yaklaşımla, sübvansiyonlu olmayan ithalata da telafi edici vergi uygulamak imkan dahilinde bulunmamaktadır.
Korunma Önlemleri Anlaşması’nın düzenlediği zarar tesbitine ilişkin ölçütlerin standardının, Anti-Damping Anlaşması ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması’nda öngörülen zarar ölçütlerine ilişkin olandan daha yüksek olduğu da anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, korunma önlemlerine ilişkin soruşturmada yalnız zarar çalışması yapılması, buna karşın damping ve sübvansiyon soruşturmalarında zarar tesbitine ilave olarak sırasıyla damping marjı ve sübvansiyon miktarı belirlenmesi de yürütülen soruşturmaların teknik açıdan getirdiği yükü ve farklılığı ortaya koymaktadır.
5. Değerlendirme
Yukarıda yapılan tesbitler sonucunda;
- Korunma Önlemleri Anlaşması’nda öngörülen soruşturma sürecinin getirdiği işlem yükünün, diğer ticaret politikası araçlarının uygulamaya konulabilmeleri için yürütülen soruşturmalardakilere göre daha az olduğu,
- GATT 47’nin XIX’uncu Maddesi’nin yürürlükte olduğu döneme kıyasla Korunma Önlemleri Anlaşması’nın getirdiği ölçütlerin ve açıklığın, bu önlemlerin uygulanmasına bir ölçüde olanak sağladığı ve öncü ülke uygulamalarının da bu durumu teyid ettiği,
- Bugüne kadar ticaret politikası araçları kapsamında yapılan başvuruların niteliğinden haraketle, korunma önlemlerin uygulanmasının önündeki engellerden birisini de yerli üretim dallarının anılan Anlaşma'da öngörülen ve ciddi zararın değerlendirilmesi için gerekli olan bilgileri sağlayamamasının oluşturduğu,
- Diğer ticaret politikası araçlarında görülen uygulama sıklığında olmasa bile, şartların oluşması halinde üretim dallarınının daha etkin korunabilmesini teminen, korunma önlemlerin de uygulamaya konulabileceği,
kanaati taşınmaktadır.
KAYNAKÇA
1) “The Uruguay Round’s Agreement on Safeguards”; Hollyday D. George, Journal of World Trade.
2) “The Results of The Uruguay Round of Multilateral Trade Negotiation”; The Legal Texts, 1995, WTO.
3) “Business Guıde to The Uruguay Round”; International Trade Centre UNCTAD/WTO and Commonwealth Secretariat, 1995.
4) “Interactions Between Competition and Trade Policies: Challenges and Oportunities”; Derek Ireland, Director of Bureau of Competition Policy of Canada, 1992.
5) “The Political Economy of the World Trading System”; Hoekman, Bernard and Kostecki, Michel, 1995,
6) “The Uruguay Round and The Developing Countries”; Martin, Will and Winters, L. Alan, 1996,
7) “Trade and Foreign Direct Investment”; Annual Report–1996 of World Trade Organization.