DÜNYA TEKSTİL VE KONFEKSİYON ÜRÜNLERİ TİCARETİNE UYGULANAN TİCARET
POLİTİKASI ÖNLEMLERİNİN DÜNÜ,BUGÜNÜ VE GELECEĞİNİN İRDELENMESİ
Hüseyin ÖZTÜRK
Daire Başkanı
İthalat Genel Müdürlüğü
İnsan yaşamında gıdadan sonra ikinci vazgeçilmezi oluşturan ve bu özelliği ile de ülkelerin sanayileşme hareketlerinin ilk dönemlerinden günümüze kadar öncelikli ürün sıralamasında yer alan tekstil ve konfeksiyon sektörü ürünleri, üretim teknikleri ve pazara giriş imkanları açısından dünyada standart ürün haline gelmiş bulunmaktadır. Zira, bu alanda üretiminin bulunmadığı ülke kalmamıştır.
Ancak, üretimin yaygınlaşması ve özellikle girdi avantajına sahip gelişme yolundaki ülkelerin ihracatlarını artırmaya başlamaları, sektördeki korumacılık eğilimlerini de artırmaktadır.
Bu çerçevede, 1960 ile 1970’li yıllarda ya gönüllü ihracat kısıtlamaları veya “Çok Elyaflılar Anlaşmasına” (ÇEA/MFA) temel teşkil edecek olan miktar kısıtlamaları uygulanmaya başlanmıştır.
Anılan sektör için oluşturulan korumacı önlemler manzumesi, sadece miktar kısıtlamaları ile sınırlı kalmayıp, dampinge karşı vergi ve telafi edici vergi diye de isimlendirilebilen diğer ticaret politikası araçları ile de zaman zaman desteklenmiştir.
Söz konusu sektörün korunmasında ticaret politikası araçlarının rolünün 2005 yılından itibaren de artacağı muhtemel gözükmektedir. Diğer bir ifadeyle, tekstil ve konfeksiyon ürünlerine has kotaların kaldırılmasından sonra ortaya çıkacak koruma kaybının anılan önlemler ile dengelenmeye çalışılacağı tahmin edilmektedir.
1. Tekstil ve Konfeksiyon Ürünleri ile İlgili Uluslararası Düzenlemeler
Tekstil ve konfeksiyon ürünleri ile ilgili uluslararası düzenlemeleri, konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından, temel farklılıkların görüldüğü iki ayrı dönem esasında incelemekte fayda mülahaza edilmektedir. Zira, bu dönemlerden ilki anılan ürünlere uygulanan korumacı önlemlerin dününü, diğeri ise bugününü ve bir ölçüde yarınını belirleyen kuralların oluştuğu ve uygulamaya konulduğu dönem olarak değerlendirilmektedir.
Yukarıda ifade edilen nedenle, bu bölümün alt başlıklarında söz konusu dönemler ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır.
1.1. ÇEA ( MFA) Dönemi ve Öncesi
Bu dönem anılan ürünlerin uluslararası ticaretinin sınırlanmaya çalışıldığı ve sektördeki korumanın doruk noktasına ulaştığı bir dönem olarak tarihin kayıtlarına geçmiş bulunmaktadır.
Bahse konu dönem de diğer bir söyleyişle uygulanan miktar kısıtlamaları, gelişmiş ülkelerdeki tüketici fiyatlarını olumsuz yönde etkilemiş ve bu ülkelerin yaptığı harcamaların artmasına neden olmuştur.
Yukarıda kısaca temas edilen etkilerin, Dünya Bankası ve OECD tarafından yapılan muhtelif araştırmalarla ölçülmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir. Ayrıca, benzeri çalışmalarla, gelişmiş ülkelerdeki işsizliğin tek kaynağının gelişme yolundaki ülkelerden yapılan ithalat olmadığı, bilakis hem üretimin artmasına hem de işsizliğe neden olan esas faktörün, üretimde kullanılan modern makinalar olduğu ortaya konulabilmiştir.
Hal böyle olmakla birlikte, bu sektör tekstil ithalatçısı gelişmiş ülkeler tarafından serbest ticaret konusu olmaktan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Bu itibarla, bütün serbest ticaret söylemlerine rağmen, ekonomik değerlendirmeler ile kararların hazırlığının, siyasi düşünce ve etkilerden arındırılarak yapılmadığına ilişkin en bariz örneği, bu sektörün oluşturduğunu ileri sürmek mümkün bulunmaktadır. Deyim yerinde ise, serbest ticaretin bayraktarlığını yapan ülkeler, karşılaştırmalı üstünlükler teorisi dahil bu konudaki iktisat teorilerinin tersi bir davranışı yeni dünya düzeni iddialarına rağmen gösterebilmiştir.
Mezkur dönem ve öncesi dönemde, tekstil ve konfeksiyon ürünleri ticaretine getirilen kısıtlamaların dayanak bulduğu düzenlemeler hakkında fikir vermesi bakımından tarihi gelişimi gösteren liste aşağıda özet halinde sunulmaktadır.
Zikredilen sözleşmeler ile tekstil ve ürünleri ticaretinin GATT normlarının dışında tutulduğunun vurgulanmasında yarar görülmektedir.
1.2. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Dönemi
İçinde bulunduğumuz dönem, dış ticaret politikasını düzenleyen hemen hemen bütün kuralları doğrudan veya dolaylı etkileyen bir dönemin başlangıcı olma özelliğine sahiptir.
Bu bağlamda, tekstil ve konfeksiyon sektörünü de etkileyen kurallara ilişkin özel bir anlaşma bu döneme adını veren ve 1.1.1995 tarihinde yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş (DTÖ) Anlaşması ekinde yer almıştır.
Diğer ticaret politikası araçları açısından da uluslararası kuralları yeniden düzenleyen ve ulusal mevzuatların bu kurallara uyumlu olması zorunluluğunu getiren özel Anlaşmalar da bu dönemin başlangıcında yürürlüğe konulmuştur.
Bu bölümün alt başlığında, yeni olma özelliği de göz önünde tutularak Tekstil ve Giyim Eşyası Anlaşması (TGA) Dönemi olarak isimlendirilen dönem ele alınmaya çalışılacaktır.
1.2.1. TGA Dönemi
Söz konusu dönem, DTÖ Tekstil ve Giyim Eşyası Anlaşmasının 1.1.1995 tarihinde yürürlüğe girmesi ile başlamış olup, 10 yıllık geçiş dönemi içerisinde, mevcut miktar kısıtlamalarının kademeli bir şekilde azaltılması, kaldırılması ve de bu kapsamdaki ürünlerin GATT 1994'e entegre edilmesi şeklindeki kuralların hayata geçirilmesi ön görülmektedir.
Ayrıca, bu dönem içerisinde entegre edilen ürünlerle ilgili olarak DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşmasında öngörülen usul ve işlem sürecine riayet edilerek korunma önlemlerinin yürürlüğe konulabileceği hususunun hükme bağlandığının belirtilmesinde de fayda mülahaza edilmektedir.
Buna ilave olarak, geçiş dönemi içerisinde öngörülen soruşturma mekanizmasına göre korunma önlemi alınabileceği de hükme bağlanmış olup, bu korunma önlemi ise, miktar kısıtlaması (kota) başta olmak üzere mevcut gümrük tarifelerinin yükseltilmesi şeklinde uygulamaya konulabilmektedirler. Bu bağlamda, Avrupa Birliği başta olmak üzere Kıta Avrupası’nda yer alan ülkelerin ağırlığı miktar kısıtlamalarına verdiği gözlemlenmektedir.
Anılan dönem, söz konusu ürünler için tatbik edilen korunma önlemlerinin, bu gününü büyük ölçüde ve yarının ne olacağını kısmen şekillendirmektedir. Bu noktada, dönemlerin şekillenmesinde diğer ticaret politikası araçlarının da etkisinin bulunduğu hususunun gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. Bu etkileşimin derecesi önlemden önleme veya dönemden döneme göre farklılıklar da gösterebilmektedir.
1.2.2. TGA Teknik ve Hukuki Açıdan Temel Özellikleri
Anılan anlaşma, belirlenen 10 yıllık dönemde tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ne şekilde ve hangi tarihlerde GATT'a entegre edilmesi gerektiği; uygulamadaki kotaların ne şekilde genişletilerek etkisinin azaltılmasını takiben kaldırılacağı hususunu ayrıntılı bir şekilde hükme bağlamıştır.
Bu cümleden olmak üzere, söz konusu anlaşma özet olarak;
konusunda ayrıntılı hükümler içermektedir.
2. Diğer Ticaret Politikası Araçları
Bilindiği üzere, ticaret politikası araçları kapsamına dampinge karşı önlemler, telafi edici önlemler ve korunma (miktar kısıtlamaları) önlemleri girmektedir.
Bunlardan dampinge karşı önlemler, dampingli ithalatın; telafi edici önlemler ise sübvansiyonlu (devlet destekli) ithalatın yerli üretim dalları üzerinde oluşturduğu zarar veya zarar tehdidinin ortadan kaldırılması amacıyla uygulamaya konulabilmektedir.
Diğer bir ticaret politikası aracı olan miktar kısıtlaması, ithalat artışlarının yerli sanayiin üzerinde oluşturduğu ciddi zarar veya zarar tehdidinin ortadan kaldırılması temel prensibine dayanmaktadır. Diğer bir söyleyişle, sanayi dallarının ithalatın oluşturduğu rekabete uyum sağlayabilmeleri, yeniden yapılanmaları ve dolayısıyla rekabet edebilirliklerinin artırılması için vakit kazanmalarına yönelik olarak yürürlüğe sokulmaktadır.
Adı geçen ticaret politikası tedbirleri sırası ile DTÖ Anti-Damping Anlaşması, Sübvansiyonlar Anlaşması ve Korunma Önlemleri Anlaşması hükümlerine dayanan ulusal mevzuatlar çerçevesinde yürütülen soruşturmalar sonucunda uygulamaya konulabilmektedirler.
Konuya ilişkin olarak, oluşabilecek ihtilafların çözümü için İhtilafların Halli Organı’nın öngördüğü mekanizmanın işletileceği de belirtilen anlaşmalarla ayrıca karara bağlanmış bulunulmaktadır.
Bu itibarla, anılan kapsamda yapılacak işlemlerin ve uygulamaların DTÖ platformuna götürülebileceği ihtimalinden hareketle, bütün eylemlerin zikredilen anlaşmalara uygun bir tarzda gerçekleştirilmesine özel bir önem verilmesi gerektiği hususu izahtan varestedir.
Uygulanan miktar kısıtlamalarının, ürünün kapsamında bulunduğu DTÖ Anlaşmasına göre, ya Tekstil ve Giyim Eşyası Anlaşması ya da Korunma Önlemleri Anlaşmasına dayandığının belirtilmesinde yarar telâkki edilmektedir.
Ayrıca, vurgulanmasında fayda mülahaza edilen diğer bir konu ise anılan ticaret politikası araçlarının tekstil ve konfeksiyon ürünlerine uygulanan ve uygulanabilecek korunma önlemlerinin bugününü kısmen ve yarınını ise tamamen şekillendireceği hususudur.
3. Uygulamalar
Tekstil ve konfeksiyon ürünlerine uygulanan korunma önlemlerinin ticaret politikası araçları bazında incelenmesinin, yazımızın ilk bölümünde ortaya konan varsayımların daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmasına ve anlaşılmasına imkan sağlayacağı düşünülmektedir.
Bu genel kabul ışığında, tekstil ürünlerine özgü miktar kısıtlaması ile diğer ticaret politikası araçları uygulaması olmak üzere iki temel alt başlık altında konunun irdelenmesine çalışılacaktır.
3.1. Tekstil Ürünlerine Özgü Miktar Kısıtlamaları
Yazımızın amacının hasıl olması bakımından miktar kısıtlaması uygulamalarını ülkemiz ve diğer ülkeler ayırımı bazında incelemekte yarar görülmektedir.
3.1.1. Diğer Ülke Uygulamaları
Dünyada uygulamaların ne ölçüde yaygın olduğunu göstermesi bakımından 31.12.1994 tarihi itibarıyla önleme konu olan ve önlem uygulayan ülkeler bazında ÇEA'nın 39 adet üyesi bulunduğunun belirtilmesinde yarar görülmektedir.
Bunlardan 8'inin gelişmiş ülke ve ithalatçı statüsü taşıdığı, geriye kalan 31'inin ise gelişme yolunda ve ihracatçı ülke konumuna sahip olduğu anlaşılmaktadır.
İfade edilen ülke sayıları da, bu çerçevedeki korumanın yaygınlığını ve dünya tekstil ve konfeksiyon ticareti üzerindeki olumsuz etkisini en iyi şekilde ortaya koymaktadır.
Keza, ülkemiz ihraç ürünlerinin de ABD ve Kanada gibi ithalatçı ülkeler tarafından uygulamaya konulan miktar kısıtlamalarına konu edildiği ve dolayısıyla ihracatımızın önemli ölçüde menfi yönde etkilendiği de belirlenen hususlar arasında yer almaktadır.
3.1.2. Ülkemiz Uygulamaları
Bilindiği üzere, ülkemiz uygulamaları yaklaşık üç yıl gibi bir kısa dönemi kapsamaktadır. Diğer bir ifade ile uygulamalarımız AB ile ülkemiz arasında tesis edilen Gümrük Birliğine ilişkin kararının yürürlüğe konulma tarihi ile başlamış olup, uygulamaya konuluş şekli itibarıyla dünyadaki ilk örneklerden biri olma özelliğine sahip bulunmaktadır. Bu özel konumu hasebiyle ülkemiz uygulaması uluslararası alanda da tartışmalara konu edilmektedir.
Bu itibarla, uygulamalarımızın yasal dayanakları ve tarihi gelişiminin irdelendiği dönem ve uluslararası boyutu olarak ele alınması gerektiği düşünülmektedir.
3.1.2.1. Ülkemiz Uygulamaları ve Tarihçesi
Türkiye ÇEA (MFA) ve öncesi dönem içerisinde tekstil ve konfeksiyon ürünlerine miktar kısıtlaması uygulama ihtiyacı duymayan ve bu itibarla da kota uygulamasına gitmeyen ülke iken, Türkiye - AB arasındaki Gümrük Birliğini düzenleyen 1/95 Sayılı Kararın ilgili hükümlerine istinaden 1.1.1996 tarihinden itibaren AB'nin uyguladığı miktar kısıtlamalarını üstlenmiştir.
Bu bağlamda, ülkemiz ihraç ürünlerine miktar kısıtlaması uygulanan ve aynı zamanda kapsamlı bir şekilde diğer ülkeler menşeli tekstil ve konfeksiyon ürünlerine miktar kısıtlaması uygulayan ender ülkelerden birisi konumuna ulaşmıştır.
Bu gün itibarıyla AB ve dolayısıyla ülkemiz tarafından belirli tekstil ve konfeksiyon ürünleri ithalatında 21 ülkeye miktar kısıtlaması uygulanmaktadır.
3.1.2.2. Uygulamalarımızın Uluslararası Boyutu
Ülkemiz uygulamalarının uluslararası hukuk veya diğer bir ifade ile uluslararası anlaşmalar açısından yasal dayanağını GATT 94’ün XXIV'üncü maddesi oluşturmaktadır.
Ayrıca, TGA'nın 5 nolu dip notunda da "Bir gümrük birliği, tek bir birim halinde veya bir üye devlet adına koruma tedbiri uygulayabilir. Bir gümrük birliği tek bir birim halinde bir koruma tedbiri uyguladığı zaman, bu Anlaşma çerçevesinde bir ciddi zararın veya ciddi zarar tehdidinin belirlenmesiyle ilgili bütün şartlar, bir bütün olarak gümrük birliğinde mevcut olan koşullara dayalı olacaktır. Bir koruma önlemi, bir üye ülke adına uygulandığında, ciddi zarar ve zarar tehdidinin belirlenmesine ilişkin koşullar, bu üye ülkede mevcut şartlara dayandırılır ve bu önlem bu üye ülke ile sınırlı tutulur." şeklinde amir hüküm bulunmaktadır.
Aynı hüküm, Korunma Önlemleri Anlaşmasının 1 nolu dip notunda da yer almaktadır.
Bu kapsamda, dip notların, AB’nin Uruguay Raund müzakereleri safhasında izlediği stratejinin sonucunda oluştuğu tespitinden hareketle, AB’nin gümrük birliği çerçevesinde olabilecek gelişmeleri önceden planladığını ileri sürmek ihtimal dahilinde bulunmaktadır.
Diğer bir anlatımla, AB’nin hassas kabul ettiği tekstil ve konfeksiyon ürünleri sektörünü, ülkemiz üzerinden gelebilecek üçüncü ülkeler menşeli ürünlere karşı korumayı önceden hedeflediğini belirtmek mümkündür.
Bu husus ise, stratejik düşüncenin aracı olan senaryo planlaması bakımından ülkemizin AB karşısındaki konumunu bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.
3.1.2.3. Uygulamalarımızın İrdelenmesi
Uygulamalarımızın amacı, uluslararası rekabete geniş kapsamlı bir şekilde açılan sektörün kendini ayarlayabilmesi ve yapısal değişiklikleri gerçekleştirebilmesi için 2005 yılına kadar etkisi kademeli bir şekilde azaltılacak ve kaldırılacak olan koruma sağlanmaktadır.
Söz konusu korumanın sektörün yararına olduğunu ileri sürmek ve bu iddianın doğruluğunu ispatlamak mümkün bulunmaktadır. Zira, gümrük birliği kapsamındaki yükümlülüklerimiz nedeniyle tekstil ve konfeksiyon sektörü açısından gümrük vergilerinde büyük oranlı indirimler gerçekleştirilmiştir.
Ayrıca, mezkur sektör, gümrük birliği ile birlikte sadece AB'de faaliyet gösteren tekstil ve konfeksiyon sektörünün rekabeti ile değil, AB'nin Serbest Ticaret Anlaşması imzaladığı ülkelerde faaliyet gösteren üretim dalının rekabeti ile de karşılaşmış bulunmaktadır.
Sözü edilen miktar kısıtlamalarının, geleneksel rakibimiz durumundaki uzak doğu ülkelerinde ortaya çıkan ekonomik kriz bağlamında, bu ülkelerin gerçekleştirmek zorunda kaldığı devalüasyonların doğal bir sonucu olarak fiyatlar açısından elde ettikleri rekabet gücünün olumsuz etkisinin bertaraf edilmesinde etkili olduğu müşahede edilmektedir.
Zikredilen sektörün, tanımlanan çerçevede yürürlükten kaldırılacak olan korumaya ihtiyaç duyduğu ve yaşanan krizler nedeniyle de sağlanan korumanın yararının azami düzeyde olduğu hususu izahtan varestedir.
Bu kapsamda, uygulanan miktar kısıtlamalarını kategorik olarak sadece olumlu veya olumsuz şeklinde değerlendirmek, bu aşamada oldukça güç gözükmektedir. Ayrıca, bu şekildeki değerlendirmenin de objektif olmayacağı ve yanlışlıklara sebep olabileceği düşünülmektedir.
Uygulamanın aleyhinde ileri sürülebilecek ilk itiraz, kotaların, özellikle ithal girdi kullanan ve AB'ye ihracat yapan firmaların girdi temininde bir engel oluşturduğu hususudur.
Buna ilave olarak, kota miktarlarının az olmasının veya ihtiyaç ölçüsünün altında kalmasının tabii bir yansıması olarak, dağıtım dönemlerinde tahsis edilen kota paylarının ekonomik açıdan ithalata konu olabilecek rakamların altında kaldığı ve fiyatların arttığı da gündeme getirilebilmektedir. Ancak, bu mahsurun kota miktarlarının genişlemesine paralel olarak zaman içerisinde kalkacağı da ön görülmektedir.
Yukarıda ifade edilen mahsurun izalesi için bugüne kadar anlaşmaya yanaşmayan ülkelerle yapılacak kota görüşmelerinde özellikle üretim açığı bulunan ürünlerde rakamların yüksek tutulmasına çalışılması yönünde bir strateji izlenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Bu şekilde, girdi açığı bulunan alanlarda yerli firmaların ihtiyaçları karşılanmış ve yapılması planlanan ihracata da katkı sağlanmış olunacaktır.
Ayrıca, dengeli sanayileşmenin koşulu olarak görülen sektörler arası bağımlılığın ithalata bağımlılık nedeniyle zayıflatıldığı da ileri sürülen hususlar arasında yer almaktadır. Konunun bu açı ve geleneksel tedarikçi ülkelerin, ülkemizin rakibi olduğu görüşü doğrultusunda değerlendirilmesi sonucunda, yukarıdaki tespitin de tartışmaya açık olduğu sonucuna varılmaktadır.
3.2. Diğer Ticaret Politikası Araçlarına İlişkin Uygulamalar
Ticaret politikası araçlarına ilişkin uygulamaların, ülkelerin dış ticaretleri açısından değerlendirmeye tabi tutulması sonucunda, mezkur araçların iki tarafı keskin kılıç görüntüsünde oldukları anlaşılmaktadır.
Zira, bahse konu olan önlemler, bir taraftan yerli üretim dallarının ithalattan kaynaklanan haksız rekabet başta olmak üzere, ithalat artışlarının neden olduğu zararı ortadan kaldırırken, öte taraftan, diğer ülkelerce yürürlüğe konulunca önleme konu olan ülkelerin ihracat yapabilme potansiyelleri olumsuz yönde etkilenmektedir.
Bu itibarla, ürünleri önleme tabii olan ülkelerin, eşyanın doğasına uygun bir şekilde söz konusu uygulamaları, siyasi değerlendirmelere dayandırma gayreti içerisinde oldukları hususu, özellikle ülkelerin dampinge karşı uygulama yapan birimlerince uzun dönemden beri müşahede edilmektedir. Bu konudaki en gerçekçi politikanın, anılan önlemlerin uluslararası anlaşmalara dayanan boyutunun ortaya konması ve teknik ve hukuki yönünün vurgulanması ile oluşturulabileceği düşünülmektedir.
Bu cümleden olmak üzere, konuya ilişkin genel kabul gören ilkeyi
“dampinge karşı vergilerin, haksız ticari uygulamalar ile mücadele için uzun süren şeffaf ve adil bir işlemler prosedürü sonucu yürürlüğe konuldukları ve sadece soruşturma safhasında ilgili taraflardan temin edilen ekonomik ve teknik verilere dayandığı, esasen tarafların haklarını savunabilmelerine soruşturma sırasında imkan verildiği ve siyasi mülahazalardan tamamen arındırıldığı” şeklinde özetlemek mümkün bulunmaktadır.
Hal böyle olmakla birlikte, konuya ilişkin ülkemiz ulusal çıkarının, bir ölçüde caydırıcılık etkisi yaratması da göz önünde bulundurularak, diğer ülke uygulamalarının uluslararası hukuk kurallarına uygunluk açısından sıkı bir şekilde gözetim altında tutulması ve gerekli hallerde ilgili taraf olarak devreye girilmesi ve soruşturmaya tabî olan ihracatçı firmalarımıza teknik ve hukukî destek verilmesine devam edilmesi ile azami düzeye yükseltilebileceği düşünülmektedir.
Bu bağlamda, anılan önlemlerin uluslararası düzlemde algılanış farklılıklarının gündeme getirilmesinin ve yapılan fikir jimnastiğinin temel amacını, konu hakkında belirlenecek ulusal stratejiye katkıda bulunulması veya bu aşamada uygulamacılar tarafından tespit edilen stratejinin genel kabul görmesininin sağlanmasına yönelik beklentiler teşkil etmektedir.
Konunun boyutunun daha iyi bir tekilde ortaya konulabilmesini teminen, bölümün alt başlıklarında tekstil ve konfeksiyon ürünlerine özgü miktar kıstlamaları dışında kalan diğer ticaret politikası araçlarının uygulanması hakkında bilgi aktarılmaya çalışılacaktır.
3.2.1. Dampinge Karşı Önlemler
Anılan ticaret politikası araçları içerisinde en fazla uygulamaya konulma özelliğini haiz olan dampinge karşı önlemler, tekstil ve konfeksiyon sanayii ürünlerine de uygulanmaktadır.
Uygulamaların boyutu hakkında fikir vermesi bakımından 31.12.1997 tarihi baz alınarak dampinge karşı vergileri en fazla uygulayan ülkelere matuf yapılan inceleme sonucunda, tekstil ürünleri için yürürlüğe konulan dampinge karşı önlemlere Avusturalya, Kanada, uygulamalarında rastlanılmadığı; ABD, AB, Meksika ve Türkiye uygulamalarında yer verildiği anlaşılmaktadır.
Konuya ülkemiz uygulamaları açısından daha derinlemesine bakıldığında, halen uygulanan 35 adet önlemin 5’ini tekstil ürünleri için yürürlüğe konulan önlemlerin oluşturduğu; başlatılan 95 adet soruşturmanın 28’inin ise bu ürünler için sürdürülmüş olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Adı geçen ülkelerce, genellikle, tekstil ürünlerinden elyaf çeşitleri, suni ve sentetik iplik, pamuk ipliği ve mensucat çeşitleri dampinge karşı vergilere konu edilmişlerdir.
Bununla birlikte, 1.1.1995 tarihinden sonra çok sayıda ülkenin DTÖ Anti- Damping Anlaşmasına uyumlu yeni yasal düzenlemesini yaptığı ve uygulamaya başladığı görüşü ışığında, dampinge karşı soruşturmaların ve vergilerin domino etkisi ile yayıldığını ileri sürmek mümkün gözükmektedir.
Ülkelerin dış ticaretlerindeki serbestleşmenin boyutu ve ithalatın gelişimine paralel olarak zikredilen önlemlerin kapsamına tekstil ürünlerinin daha geniş çerçevede dahil edilebileceği ihtimali kuvvetle muhtemeldir.
3.2.2. Telafi Edici Önlemler
Telafi edici önlem, dünya uygulamasında bugüne kadar en fazla karşılaşılan ikinci ticaret politikası aracı olma özelliğine sahip bulunmaktadır. Ancak, tekstil ve konfeksiyon ürünlerine uygulanan telafi edici önlemler, doğası gereği sınırlı sayılara ulaşabilmiştir. Bu sonucun bir nedeni, bu ürünlere uygulanan kotaların teşkil ettiğini ileri sürmek mümkün gözükmektedir. Diğer bir önemli nedeni ise dampinge karşı vergilerin, iç fiyatların devlet destekli olmadığı hallerde telafi edici önlemleri bir ölçüde ikame edebilmesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır.
Ülkemizce de bugüne kadar telafi edici önlem uygulaması yapılmamıştır. Bunun temel nedeni yukarıda ileri sürülen gerekçelere ek olarak, konuya ilişkin başvurularda bulunulmamasıdır.
Bu noktada, sınırlı sayıda da olsa ülkemiz ihraç ürünlerinin diğer ülkelerin telafi edici önlem uygulamalarına konu edilebildiği gözlemlenmektedir.
Söz konusu alandaki olumsuz etkinin giderilmesi veya bu etkiyle hiç karşılaşılmaması için en etkin yöntem, devlet tarafından verilen veya özel kesim tarafından talep edilen desteğin, Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşmasının hükümlerine uygun olmasıdır.
3.2.3. Korunma Önlemleri Anlaşması Kapsamındaki Miktar Kısıtlamaları
Mevcut durumda, anılan anlaşmanın kapsamına tekstil ürünlerinden sadece GATT’a entegre edilenler girmektedir. Anlaşmanın kapsamına giren ürün sayısı tedricen genişlemekte olup, 2005 yılından itibaren tüm ürünler bu kapsamda yer alacaktır.
Bu safhada, Korunma Önlemleri Anlaşması çerçevesinde tekstil ürünleri için uygulanan miktar kısıtlaması gözlenmemekle birlikte, bu alanda tekstil ürünleri açısından gelecek yıllar içerisinde özellikle 2005 yılından itibaren belirgin bir hareketlenmenin olacağı tahmin edilmektedir.
Esasen, diğer bazı ülkelerin mezkur anlaşma hükümlerine dayanarak soruşturma başlattığı da ayrıca müşahede edilmektedir. Bu tespit, GATT’ın XIX’uncu Maddesinin uygulamasının ikinci evresinin Korunma Önlemleri Anlaşması ile birlikte uygulamalar açısından farklı bir şekilde başladığının bir göstergesi olmaktadır.
Bu itibarla, bu dönem içerisinde, telafi edici önlemler ile dampinge karşı önlemlerin uygulanabilme seyrine benzer bir seyrin izleneceği yönündeki işaretler güçlü gözükmektedir.
4. İhtilafların Halli Mekanizması
Yazımızın bu bölümünde, gerek mevcut dönemdeki uygulamalarımızın gerekse gelecekte yapacağımız uygulamaların dayandıkları uluslararası hukuk normlarına uygunluğunun denetlenebileceği ve yaptırıma tabî tutulabileceği gerçeğinden hareketle, bir kez daha dikkatlerin Anlaşmazlıkların Halli Mekanizmasına (AHM) çekilmesi amaçlanmaktadır.
Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması iki çözüm sistemi öngörmektedir. Bunlardan birincisi istişare, diğeri ise panel ve temyiz sistemidir. Anılan mekanizma özet olarak, anlaşmazlığın taraflarının istişare sistemi kapsamında soruna çözüm bulmaları; bunun sağlanamaması durumunda ise panel kurulması ve panel kararlarına karşı temyiz organına başvurulabilmesi şeklinde işletilmektedir.
Bu kapsamda, anılan mekanizma ile getirilen kararların bağlayıcılığı da sağlanmış bulunmaktadır. Zira, GATT 1947’de ön görülen sistemde, panel kararlarının kabulü için tam mutabakat aranırken, anılan yeni sistem, kararların reddi için mutabakat kuralını getirmek suretiyle, DTÖ Anlaşmaları çerçevesinde ortaya çıkan problemlerin çözümü için yeterliliğini ispatlamış bulunmaktadır.
DTÖ Anlaşmalarının yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar yapılan istişare başvurularının, başlatılan panellerin ve temyiz organına götürülen panel kararlarının sayısı, bu tespiti doğrular mahiyettedir.
Bu çerçevede, anılan dönem içinde ülkemiz, filmlere uygulanan vergi farklılığının ve tekstil ve konfeksiyon ürünlerine uygulanan kotaların DTÖ Anlaşmalarına aykırı olduğu iddiası ile diğer ülkelerin başvurularına maruz kalmıştır. Bunlardan ABD’nin filmler konusundaki başvurusu istişare safhasında ülkemizin farklı uygulamayı kaldıracağını taahhüt etmesi sonucu çözüme kavuşturulmuştur. Diğer konuda ise, Hong-Kong-Çin, Tayland ve Hindistan sırası ile Şubat 1996, Mart 1996 ve Haziran 1996 tarihlerinde görüşme talep ettiklerine ilişkin DTÖ 'nün 1996 yılına ait faaliyet raporunda kayıt bulunmaktadır.
Bu cümleden olmak üzere, ülkemiz uygulamalarına karşı yapılan itirazlar sadece bu üç ülke ile sınırlı kalmamış ve ürünleri kotaya tabi tutulan ülkelerin bir bölümü de prensip olarak itiraz ettiklerini, değişik vesilelerle ifade etmişlerdir. Bu ülkelerden Filipinler, Tayland, Hong Kong - Çin’in bu yöndeki itirazlarını sürdürecekleri hususu Hindistan’ın ülkemiz aleyhinde 13 Mart 1998 tarihinde başlattığı panel kapsamında üçüncü taraf olarak girişimde bulunmaları ile somut hale gelmiş bulunmaktadır.
DTÖ döneminde ülkemiz aleyhine başlatılan ilk panelin, içtihat hukuku olarak gelişen İhtilafların Halli Mekanizmasına katkı sağlayacağı ve niteliği itibarıyla sonuçlarının ekonomik entegrasyon anlaşmalarını bir ölçüde etkileyebileceği düşünülmektedir.
Konuya ülkemiz açısından bakıldığında, bu gelişmenin, sancıları çekilen ve arzulanan düşünce dönüşümünün tamamlanmasına katkıda bulunabileceği ve gerek oluşum safhasında gerekse onu izleyen uygulama döneminde bir ölçüde göz ardı edilen uluslararası hukuk kurallarına dikkatlerin çekilmesini yeniden sağladığı için yararlı unsurlar taşıdığı sonucuna da varılmaktadır. Ayrıca, burada unutulmaması gereken husus, DTÖ Anlaşmalarına istinaden yapılan her uygulamanın şekil ve içerik olarak uluslararası hukuk kurallarına uygun olup olmamasına göre bundan böyle bu mekanizma kapsamında her zaman DTÖ platformuna taşınabileceği ve çözüm aranabileceği gerçeğidir.
5. Tekstil ve Konfeksiyon Sektörünü Etkileyen Diğer Konu ve İşlemler
Bu kapsamda en önemli düzenleme olarak karşımıza, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) çıkmaktadır. Konunun hassasiyetine binaen, anılan rejimin tekstil ve konfeksiyon sektörü üzerindeki etkisi, müstakil bir alt başlık altında irdelenmeye çalışılacaktır.
İkinci alt başlıkta ise fikir jimnastiği mantığı içinde sektörle ilgili görülen diğer konu ve işlemlere atıfta bulunulacaktır.
5.1. Dahilde İşleme Rejimi
Dahilde İşleme Rejimi, söz konusu sektörü iki kanaldan etkileme potansiyelini bünyesinde taşımaktadır.
Bunlardan birincisi, 1.1.996 tarihi itibarıyla yürürlüğe konulan rejimin bu kapsamda yapılan ithalatın ticaret politikası araçlarından muaf tutulduğuna ilişkin hükmü ile ortaya çıkmaktadır. Söz konusu yeni rejimin olası olumsuz etkisinin daha iyi anlaşılabilmesini teminen, bu tarihten önce uygulanan rejimin bu şekildeki bir hükme yer vermediğinin belirtilmesinde yarar görülmektedir.
Anılan hüküm çerçevesinde oluşturulması gereken kriterlerle yerli üretim dalına olumsuz etkide bulunulmaması kuralı hayata etkin bir tarzda geçirilemediği sürece ticaret politikası araçlarının etkinliğinin sağlanması mümkün görülmemektedir.
Diğer olumsuz etki ise, sektörün ithalata bağımlı hale gelmesinin önlenememesi veya başka bir anlatımla, sektörün yatay ve dikey alt kolları arasındaki bağımlılığın kopmasının engellenememesidir. Esasen bu etki ve muhtemel sonuçları, M. E. Porter’in “Ulusların Rekabet Avantajı Teorisi” açısından ele alındığında, bu konudaki devlet müdahalesinin olumsuzluğu bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Zira, bu teorinin dayandırıldığı yerli üretime olan talebin niteliği ve ilişkili ve destekleyici sanayilerin mevcudiyeti açısından konunun incelenmesi sonucunda, Dahilde İşleme Rejiminin işleyiş şekli ile yurt içinde oluşan talebin yurt dışına kaydırılması ve ilgili ve destekleyici sanayiler ile konfeksiyon sanayii arasındaki arzulanan ve ulaşılan uluslararası rekabetin yansımasına neden olabilecek ilişkinin bir ölçüde zayıflatıldığı anlaşılmaktadır.
Özellikle tekstil ve konfeksiyon alt kollarının menfaatlerinin dengelenmesi ve birbirlerine olan bağımlılığın artırılması özel bir önem arz etmektedir.
Bu kapsamda, zaman zaman ortaya çıkan ve bu aşamada yaygın olmadığı kanaati taşınan problemin bertaraf edilmesi yönündeki girişimler, anılan sektörün geleceği açısından izlenen politikalarda yapılması gereken hassas ayarların bir ölçüde başladığının da habercisi olmaktadır.
Bununla birlikte, temel amacı ihracatın artırılması, ihraç ürünlerinin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün yükseltilmesi ve yeni pazarlara giriş için fiyat avantajı kazandırılması olan bu rejimde iyi bir şekilde tasarlanmadan ve zamanlaması belirlenmeden yapılacak değişikliklerin umulan yarardan ziyade zarara neden olacağının belirtilmesi görev olarak telakki edilmektedir.
Bu noktada, Dahilde İşleme Rejiminin tarafımca daha da etkin olarak işletilebilmesini sağlamak amacıyla getirilen yoğun eleştirilere rağmen, girdi açığı bulunan alanlarda ortaya çıkan problemlerin çözümü için en uygun mekanizma olma özelliğini sürdürdüğünü vurgulamakta yarar görmekteyim.
5.2. Diğer Konular
Malumları olduğu üzere, girilen dış pazarlarda kalıcı hale gelebilmenin ve daha fazla katma değer sağlayan ürün ihraç edebilmenin olmazsa olmaz koşulu olarak görülen kendine özgü imaj ve marka oluşturulması, kısa sürede ulaşılamayacak ve disiplinli faaliyet gerektiren konular arasında yer almaktadır.
Gönül zenginliğini tabiatta belirlediği güzelliklerle bezeyip yıllarca dokuduğu halılara ve kilimlere nakşeden ve beğeni toplayan ülkemiz insanının, imkan verilmesi halinde, anılan amaca ulaşabilmek için kendimize has stil ve marka yaratma konusunda da becerisini ortaya koyabileceği görüşü paylaşılmaktadır. Bu kapsamda, söz konusu özelliğin desen ve moda tasarımcılığı alanına taşınabilmesini teminen, gerek devlet gerekse özel kesim tarafından sarf edilen çabanın yoğunlaştırılması gerekmektedir.
Bu kapsamda, meslek liselerinin müfredatının belirtilen amaca yönelik olarak yeniden düzenlenmesi devlet tarafından evvel emirde gerçekleştirilmesi gereken mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, okul ve sanayi arasında arzulanan işbirliğinin tesis edilmesinin de gerekli olduğu düşünülmektedir.
Yukarıda temas edilen konu başta olmak üzere, özel amaçlı eğitim ve kurslar ile sektörün ihtiyaç duyduğu ve duyabileceği alanlarda vasıflı iş gücü yetiştirilmesi sonucunda sektöre değeri biçilemeyecek derecede fayda sağlanabilecektir.
Bunlara ilave olarak, reel kesim nezdinde bir ölçüde aşındığı izlenimi edinilen devletin yönlendirici vasfının yeniden ihyası amacıyla, toplam kalite yönetimi mantığı içerisinde teşkilatlanmaya gidilmesi; araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ağırlık verilmesi ve bu faaliyetlerin sonuçlarının anılan sektöre aktarılması gerektiği mülahaza edilmektedir.
Bu noktada, yazımızın amacı ölçüsünde, temas edilen ana ve tali konularda alınabilecek bütün tedbirlerin, sektörün iç piyasa ve dış piyasadaki rekabet gücünün muhafaza edilmesi ve hatta artırılmasına katkı sağlayabileceği gerçeğinin yinelenmesinde yarar görülmektedir.
6. Değerlendirme
Yukarıda dile getirilmeye çalışılan tespitler ışığında;
sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaynakça