PAZARA GİRİŞ STRATEJİSİ AÇISINDAN 1/95 SAYILI TÜRKİYE - AB ORTAKLIK KONSEYİ KARARI’NIN DAMPİNGE KARŞI ÖNLEMLERE
İLİŞKİN 44’ÜNCÜ MADDESİ BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI MI?
Hüseyin ÖZTÜRK
Ticaret Müşaviri
Avrupa Birliği Nezdinde
Türkiye Daimi Temsilciliği
AB ile ülkemiz arasında tesis edilen gümrük birliğine rağmen taraflar arasında dampinge karşı önlemlerin uygulanması, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı(OKK)’nın 44’üncü Maddesi’nin amir hükümlerine göre imkan dahilinde bulunmaktadır. Bu durumun ülkemiz ihracatı açısından Demokles’in kılıcı gibi işlev gördüğü ve büyük ölçüde caydırıcılık etkisi oluşturduğu hususu izahtan varestedir. Zira, söz konusu Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren müspet veya menfi olan sonuçlarından bağımsız olarak başlatılan soruşturmalar, her koşul altında bariz bir caydırıcılık etkisi oluşturmuştur. Esasen, daha güncel bir tanımlama ile, konunun ciddi bir pazara giriş engeli olduğu ve bunun bertaraf edilmesi gerektiğinin kabulü ile hareket edilmesinin daha anlamlı olacağının vurgulanmasında fayda mülahaza edilmektedir.
Bu itibarla, bu önlemlerin akıbetinin ne olacağı, diğer bir anlatımla, kaldırılıp kaldırılamayacağı veya hangi zaman diliminde kaldırılabileceği konusunda gelinen noktada edinilen tecrübeler ışığında bir kez daha temel metinleri okumak ve değerlendirmek zaruri hale gelmiş bulunmaktadır. Mezkur okumayı takiben başlatılabilecek tartışma veya önlemlerin kaldırılması yönünde oluşacak eyleme olası katkı göz önünde tutulduğu takdirde, harcanacak mesai sonucunda hedeflenen temel amacın bir ölçüde hasıl olabileceği inancı muhafaza edilmektedir.
Çalışmanın ikinci amacını ise bireysel anlamda bugüne kadar yapılan değerlendirmelerin ve ulaşılan sonuçların(1) gözden geçirilmesi oluşturmaktadır.Esasen bu istek bugüne kadarki okumanın yüzeyselliğini, yanlışlığını veya daha olumlu bir bakış açısı ile kısmi okumanın eksikliğini gidermek olarak da değerlendirilebilecek bir mahiyettedir.
Bu itibarla, bu çalışmanın bir amacının da Konfiçyus’un deyimiyle “karanlığa küfretmek yerine, bir mum yakma” denemesi olduğunun açıklanması halinde içinde bulunulan ruhi durumun daha iyi anlaşılabileceği düşünülmektedir. Buna ilave olarak, başlıkta kullanılan buzdağı tanımının anlamlı olup olmadığı veya abartılı bir tanımlama kapsamında bulunup bulunmadığı kararı, alt başlıklardaki değerlendirmeler sonucunda verilebilecek nitelikte görülmektedir.
1- AB ile Türkiye Arasındaki Önlemlerin Kaldırılmasının Hukuki DayanağıBilindiği üzere, AB tarafından ülkemiz menşeli ürünlere karşı uygulanan dampinge karşı önlemlerin teorik olarak bertaraf edilebileceğine ilişkin hukuki çerçeve esasen bulunmaktadır. Bu itibarla konunun, ikili ilişkileri düzenleyen kurallar ile bu alanda yürürlükte bulunan uluslararası kurallar ayırımına göre temel iki alt başlık altında ele alınmasında fayda telakki edilmektedir.
1.1- 1/95 Sayılı OKK’nın 44’üncü Maddesi
Söz konusu kararın 44’üncü Maddesi “….. Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin iç pazarla ilgili rekabet, devlet yardımlarının denetimi ve diğer konulardaki müktesebatı benimsemiş ve etkin biçimde uygulamaya koymuş olması ve dolayısıyla haksız rekabete karşı iç pazardakine denk bir koruma sağlaması koşuluyla bu araçların askıya alınmasına karar verebilecektir” şeklinde hüküm içermektedir.
Mevcut dampinge karşı önlemlerin askıya alınması ve bir daha uygulanmaması için mezkur maddede tadat edilen mevzuatlara dair hükmün yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, bu madde hükmünün geniş yoruma imkan vermesi ve dinamik bir süreci ifade etmesi nedeniyle gereğinin kısa sürede yerine getirilemeyeceği de izahtan varestedir. Aradan geçen süre ve kazanılan deneyimlerde bu tespiti teyit eder niteliktedir. Zira, burada tanımlanan rekabet politikası, sadece rekabet kanununu içermemekte, bilakis devlet yardımları mevzuatı ve denetimi dahil, rekabet edebilirliliği ve fiyat oluşumunu etkileyen iç pazarla ilgili diğer müktesebatı da kapsamaktadır. Diğer bir ifade ile, bu maddenin hükmü ile gümrük birliği alanı içinde bütünleşmiş bir pazarın gerçekleştirilmesi koşula bağlanmış bulunmaktadır.
1.2- Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Anti-Damping Anlaşması ve GATT 1994
GATT 1994’ün VI’ncı Maddesi’nin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma (DTÖ Anti-Damping Anlaşması)’nın 4.3’üncü Maddesi, “GATT 1994 XXIV. Madde paragraf 8 (a) hükümleri kapsamında iki veya daha fazla sayıda ülke birleşik tek bir pazar özelliklerine sahip olacak şekilde bir entegrasyon düzeyine ulaştığında, tüm entegrasyon bölgesindeki sanayi, paragraf 1’de anılan üretim dalı olarak kabul edilecektir.” hükmüne amirdir. Bu bağlamda, bu maddede zikredilen tek, diğer bir ifade ile bütünleşmiş pazar görüşünün, esasen dampinge karşı önlemlerin kaldırılması için AB tarafından takip edilen stratejinin felsefesini de oluşturduğunun belirtilmesinde yarar görülmektedir.
Bununla birlikte, GATT 1994’ün XXIV’ üncü Maddesi’nin ülkelerin yapacakları bölgesel ticaret anlaşmaları bağlamında esasen genel kurallardan başkaca bir sapmayı teşkil eden ticari korunma politikası araçlarının uygulamadan kaldırılması bakımından herhangi kısıtlayıcı hüküm içermediğinin vurgulanmasında da yarar görülmektedir.
Diğer bir anlatımla, bu maddenin hükümlerinin farklı yorumlara yol açması ve bugüne kadar da tek bir yorum üzerinde uzlaşmaya varılamaması da uygulama bakımından kısıtlayıcı olmadığı sonucunu doğurmaktadır. Zira, bugüne kadar gerçekleştirilen Kanada-Şili; Avustralya-Yeni Zelanda ve AEA (Avrupa Ekonomik Alanı) başta olmak üzere, tercihli ticaret anlaşmalarındaki hüküm farklılıkları bu hususu uygulama açısından da doğrular niteliktedir.
Bu itibarla, bu temel nitelikli tespiti takiben işin doğasına uygun bir tarzda gelecek bölümde uygulamada bulunan ikili metinlerin içeriğine kısaca göz atılacak ve yorumlanmasına çalışılacaktır.
2- AB İle Tercihli Ticaret Anlaşması Olan Diğer Tarafların KonumuAB ile üçüncü ülkelerin veya ülke gruplarının gerçekleştirdiği tercihli ticaret anlaşmalarının ticaret politikası araçlarının tatbiki ve uygulamadan kaldırılması konusunda farklı hükümler içerdiği görülmekle birlikte, önceden belirlenen temel felsefeye uygun stratejinin dışına çıkılmadığı müşahede edilmektedir.
Bu başlık altında kayda değer örnekleri ise AEA kapsamında bulunan EFTA ülkeleri ve Avrupa Anlaşmaları kapsamında yer alan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır. Zira, ilk grupta tercihli ticaret alanında dampinge karşı önlemlerin uygulanmadığı; ikinci grupta ise tam üyelik perspektifine ve üyelik müzakerelerinde alınan mesafeye rağmen dampinge karşı tedbirlerin tatbik edildiği belirlenmektedir. Bu noktada, AEA Anlaşmasının gümrük birliğini öngörmediği, bilakis bir serbest ticaret anlaşması vasfını taşıdığı; Avrupa Anlaşmalarının da serbest ticaret anlaşması olduğu hususunun altının çizilmesinde de yarar görülmektedir. Buna ilave olarak, Patrick A. Messerlin’in, AB’nin imzaladığı bölgesel ticaret anlaşmalarının dört serbesti açısından içeriğini, farklılıklarını ve gerekçelerini de irdeleyen bir çalışmasında(2) adı serbest ticaret anlaşması olarak tanımlanan ticari düzenlemelerin dahi gümrük birliği anlaşmasından daha ileri düzeyde bir entegrasyonu hedefleyebildiğini ileri sürmekte ve bu yargıya temel teşkil eden delilleri sunmaktadır. Ayrıca, adı geçen bu çalışmasında AB’nin izlediği dış ticaret politikasının gelişme sürecini irdelemekte ve bu politikanın arka planını bariz bir şekilde ortaya koymaktadır.
2.1. Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması Kapsamında EFTA Ülkelerinin Konumu
Avrupa Birliği ülkeleri ile EFTA üyesi ülkeler arasında imzalanan ve 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşması, ticari korunma önlemlerinin uygulanması ve/veya uygulanmaması konusunda en ilginç örneği teşkil etmektedir.
Mezkur Anlaşma’nın 26’ıncı Maddesinde, üçüncü ülkelere uygulanmakta olan, dampinge ve sübvansiyona karşı tedbirler ile hukuka aykırı ticari eylemlere karşı alınacak önlemlere dair mevzuatın, akit taraflar arasında uygulanmayacağı hükmüne yer verilmektedir. Bu hükme getirilen tek istisnai uygulamayı ise balıkçılık alanında görmek mümkündür.
Ticari korunma aracı olan dampinge karşı önlemlerin uygulanmamasının gerekçesini, Avrupa Ekonomik Alanını oluşturan ülkelerin ekonomilerinin benzerliği; rekabet politikası (sanayi politikası dahil) başta olmak üzere AB mevzuatının EFTA ülkelerince üstlenilmesi; bunların etkin uygulanması ve etkin uygulamayı sağlayacak ortak kontrol mekanizmasının kurulmuş olması; dampingin ortaya çıkma ihtimalinin zayıflığı teşkil etmektedir.
Bu cümleden olmak üzere, dampinge karşı uygulamaların bertaraf edilebilmesini teminen EFTA ülkelerinin rekabet mevzuatına ilave olarak iç pazarla ilgili 1600 adet düzenlemeyi üstlenmek zorunda kaldığının tespiti de (Norberg,1992) yapılmış bulunmaktadır(3).
Bu noktada, en ilginç tanımlama ise Hans Petter Graver(4) tarafından yapılmıştır. Şöyle ki, “Avrupa Topluluğu Hukukunun Birliğin Üyesi Olmayan Ülkelere Yansıtılması – Norveç Örneği” isimli çalışmasında adı geçen, hukuki açıdan AEA ülkelerini, “iç pazar üyesi, ancak birlik üyesi olmayan ülkeler” olarak tanımlamaktadır. Söz konusu istisnai örneğin gerekçeleri, AB tarafından ödünsüz takip edilen politikanın temelini de oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, uygulanan tarifelerin düşüklüğü, bunların koruyucu etkisi, dış ticarette sağlanan serbestleşmenin boyutu ve önemi göz önünde tutularak, ticaret politikası araçlarının, AB tarafından üretim dallarını haksız ticari uygulamalara karşı koruyabilmenin emniyet valfı olarak değerlendirilmekte olduğunun belirtilmesinde de fayda mülahaza edilmektedir.
Diğer bir ifade ile ticari korunma araçlarından hangi şartlarda feragat edilebileceğinin yol haritası çizilmiş olup, ödünsüz bir tarzda bu güzergah takip edilmektedir.
2.2- MDAÜ İle AB’nin Akdettiği Anlaşmaların Hükümleri ve Bu Ülkelerin Durumu
Bilindiği üzere, Avrupa Anlaşmalarının ilgili maddelerinde "taraflardan birinin, diğeri ile arasındaki ticarette GATT’ın VI’ncı Maddesinde belirtilen anlamda damping yapıldığının tespit edilmesi halinde, GATT’ın VI’ncı Maddesinin Tatbikatına İlişkin Anlaşmaya (Anti-Damping Anlaşması) uygun olarak ve ilgili iç mevzuat ile söz konusu Anlaşmaların ilgili maddelerinde belirlenen usul çerçevesinde önlem alabileceği" hükmü yer almaktadır.
Belirtilen ülkelerin üyelik sürecinde ulaştıkları aşamadan bağımsız olarak halen dampinge karşı önlemler halen bu ülkeler menşeli ürünlere karşı da uygulanmaktadır.
Mezkur ülkelere karşı izlenen tutumu ise, Ticaret Genel Müdürlüğü’nün internet sayfasında yayımlanan “ Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin öngörülebilir yakın bir gelecekte Avrupa Birliği’ne katılacağı hususu dikkate alındığında, dampinge karşı soruşturmaların bu ülkelere karşı başlatılması hususu, artık güncelliğini yitirmedi mi?” şeklindeki soru ve “Avrupa Birliği’nin, Avrupa Anlaşmaları ve Essen Bildirisi -1994 ile bu ülkelere tercihli muamele rejimi imkanı tanıdığı; bu ülkelerin üyeliğe giriş müzakereleri vesilesiyle dampinge karşı önlemlerin askıya alınmasını talep ettikleri; ancak bu talebin bu güne kadar karşılanmadığı; esasen önceki genişlemelerde de benzeri taleplerin kabul edilmediği; bunun gerekçesini ise uygulama ve mevzuat açısından aynı seviyeye sahip olunması ve bahis konusu olan sektörlerle ilgili iç pazar müktesebatın üstlenilmesi gerekliliğinin oluşturduğu ve soruşturmanın değişik safhalarında istişareyi ön gören tercihli uygulamaya göre, bu ülkelere matuf dampinge karşı eylemin mümkün olduğu ölçüde vergiden ziyade fiyat taahhüdü ile sonuçlandırıldığı”(5) şeklindeki cevap ile bariz bir şekilde ortaya konulmuş bulunulmaktadır.
Bu kapsamda, “tercihli uygulamanın” DTÖ Anti-Damping Anlaşması’nın 8’inci Maddesi’nde tanımlanan fiyat taahhüdü olduğu göz önünde tutulunca, bu uygulamanın boyutunun daha iyi anlaşılabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, AB’nin OKK’nın 44’üncü Maddesi çerçevesinde yaptığı bildirimde ülkemiz menşeli ürünlere karşı başlatacağı soruşturmalarda benzeri uygulamayı yapacağı belirtilmektedir.
3- Dampinge Karşı Önlemlerin Kaldırılması İçin Gerekli Mevzuat Uyumu ve Uygulanmasında Ülkemizin KonumuBu bölüm ve alt başlıklarında öncelikle bu mevzuatın ne olabileceği hakkındaki temel görüşler ele alınacak olup, bilahare ülkemizin ulaştığı aşama hakkında ana hatları ile özet değerlendirmelere yer verilmeye çalışılacaktır.
Bu safhada, “sağ elin yaptığından sol elin haberinin olmaması” şeklindeki deyim ile en iyi tarzda tasvir edilebilen, ancak arzu da edilmeyen menfi tavrın, bu alanda tahammül sınırlarını zorlayacak şekilde ve oldukça fazla sayıda zuhur ettiğinin ve bunun da olumlu sonuç alınmasının önünde başkaca bir engeli oluşturduğunun belirtilmesinde fayda görülmektedir. Aksi takdirde, bu alandaki çalışmalardan umulan yararın hasıl olmayacağı endişesi ilgili taraflar nezdinde değiştirilmesi mümkün olmayan bir gerçeklik olarak algılanabilecektir.
3.1- OKK 44’üncü Madde’de Atıf Yapılan Mevzuat
Bu madde ile rekabet mevzuatı başta olmak üzere, devlet yardımlarının denetimine ve iç pazarla ilgili diğer müktesebatın üstlenilmesine ve ilave olarak uygulama etkinliğinin sağlanmasına atıfta bulunulmaktadır. Şekil açısından üç şıklı bir koşul yaratıldığı izlenimi edinilen hükmün kapsamının genişliği buz dağının görünen ve görünmeyen kısmı tanımını çağrıştırmaktadır.
Bu bağlamda, buz dağının görünmeyen kısmını iç pazarla ilgili müktesebatın oluşturduğunun ileri sürülmesi ve ispatlanması imkan dahilinde bulunmaktadır. Başka bir anlatımla ve biraz farklılaştırılmış tanımlama ile hükmün şekil açısından buz dağının görünen bölümü, içerik bakımından ise görünmeyen kısmı olduğu ileri sürmekte mümkün gözükmektedir.
Bu konuda üstlenilen yükümlülüğün boyutu hakkında fikir vermesi bakımından iç pazarla ilgili Topluluk mevzuatının,
Malların Serbest Dolaşımı (Standartlar, Belgelendirme, Uygunluk Değerlendirmesi ve Pazar Gözetimi dahil)
Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları,
Kamu Alımları, Verilerin Korunması,
Şirketler Hukuku, E-ticaret, Muhasebe Sistemi,
Tüketicinin Korunması,
Hizmetler(Bankacılık, Sigorta ve Yatırım Hizmetleri dahil) ve Posta Hizmetleri
Yerleşme Hakkı ve Hizmet Sunumu,
şeklindeki temel başlıklarda derlenebileceğinin vurgulanmasında yarar görülmektedir.
Bu bağlamda, yükümlülüğün sadece bir bölümünü oluşturan ve 1/95 sayılı OKK’nın 31’inci Maddesi hükmü ışığında fikri ve sanayi mülkiyet haklarının korunmasına dair 8 sayılı ekte bariz bir şekilde tadat edilen düzenlemelere uyum çalışmalarının dahi bir ölçüde devam etmesi hususu, karşılaşılan yükün ağırlığını ve boyutunu bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir diye düşünülmektedir.
Diğer bir ifade ile, üzerinde çalışma başlatılan ve mesafe alındığı bugüne kadar yayımlanan düzenli raporlar ile teyit edilen bir alanda karşılaşılan gecikme dahi, yoğun çabanın sarf edilemediği veya sınırlı gelişmenin sağlanabildiği diğer alanlarda yapılacaklar açısından değerlendirilince bütüncül (sistem) yaklaşımı ile ele alınmaması halinde daha çok gecikmenin yaşanabileceği ve umulan yararın hasıl olmayacağı da tahmin edilmektedir.
3.1.1- Rekabet Hukuku
AB’nin rekabet hukuku, anti-tröst mevzuatı (kartele karşı kanun), birleşmeleri ve devralmaları düzenleyen mevzuat, serbestleşme (belirli piyasalara girişi kolaylaştıran) mevzuatı, devlet yardımlarını düzenleyen mevzuat ayrımına göre ele alınmaktadır.
Bu konuda, ilgili alt komite toplantıları sırasında ve bu toplantıların tutanaklarında kayda geçirilen ve bilahare kamuoyuna açık olan İlerleme Raporu’na aktarılan görüşe göre ülkemiz Rekabet Kurumunun kurulmasını takiben Rekabet Kanunu’nun uygulanmasında özellikle anti-tröst alanında takdir edilebilecek gelişme göstermiştir.
AB tarafının tespitinin tersinden okunması halinde ise, rekabet hukukunun diğer alanlarında henüz gerekli ve tatmin edici mevzuat uyumuna ulaşılmamıştır ve/veya bu alanlarda mevzuatın uygulanması ya başlamamıştır veya hazırlık çalışmaları devam etmektedir şeklindeki bir sonuç da ortaya çıkmaktadır.
Bu kapsamda, rekabet mevzuatının tam olarak üstlenilemediği; temel direktiflerin sadece bir bölümünün iç mevzuata aktarılabildiği ve üstlenilecek diğer düzenlemelerin belirlenmesi için çalışmaların devam ettiği; bir bölümünde taslak mevzuat hazırlık çalışmalarının tamamlandığı (ihmal edilebilecek düzey, teknoloji transferi, araştırma ve geliştirme ve dikey kısıtlamalar konusunda) ve diğer kurumların görüşlerine açıldığı da kayda geçirilmiş bulunmaktadır.
İçtihat hukuku olduğu konusunda fazlaca bir tartışma olmayan AB rekabet hukukunun, yargı ve uygulama kararlarına göre oluşan bölümünde alabildiğimiz mesafenin tatminkar olmayışı da bu alandaki başka bir eksikliği teşkil etmektedir. Buna ilave olarak, inhisar haklarını düzenleyen mevzuat uyumundaki yetersizlik ile rekabet hukukunun devlet tekellerini kapsamına alıp almadığı konusundaki muğlaklık ise başkaca bir tartışma alanını oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, rekabet alanında ülkemizin bugüne kadar aldığı mesafe ve hedefe ulaşmak için takip ettiği strateji ilgili taraflarca takdirle karşılanmaktadır. Ayrıca, rekabet alanının AB’ye giriş müzakerelerinde en çetin müzakerelerin yaşandığı ve en geç kapanan bölümler arasında yer aldığının vurgulanmasında da yarar görülmektedir.
3.1.2- Devlet Yardımlarının Denetimi
Avrupa Birliği’nde devlet yardımlarının verilmesi ve denetlenmesi farklı bir anlayışla, diğer bir anlatımla veren ve denetleyen ayırımına göre ele alınmaktadır. Bu konuda ülkemizde çalışma şartları bakımından bağımsız olan ve devlet yardımlarını denetleyen herhangi bir kuruluş bulunmamaktadır. Ancak, 1/95 Sayılı OKK’nın 37’inci Maddesi’nin amir hükümlerine göre hazırlanan ve yakın zamanda yürürlüğe girmesi beklenen “Rekabet ve Devlet Yardımları Uygulama Kurallarını Düzenleyen Karar”(6) ile 1.1.2003 tarihine kadar Devlet Yardımları Denetim Kurumu’nun kurulması hususu kurala bağlanmış bulunmaktadır. Ayrıca, konu Ulusal Plan’da da orta vadeli hedefler arasında yer almaktadır.
Bu bağlamda, söz konusu kuruluşun kurulmasını takiben faaliyete geçmesi ve devlet yardımlarına ilişkin envanter çalışmasının tamamlanmasının da zaman alabileceği düşünülmektedir. Esasen, taslak kararda söz konusu çalışmanın kurumun oluşumunu takiben bir yıllık süre içinde sonuçlandırılması öngörülmektedir.
Devlet yardımları konusundaki yükümlülüğün karşılanması için evvelemirde ülkemizce sağlanacak devlet yardımlarının, AB’nin genel ve sektörel yardım programları ve bölgesel yardım kriterleri ile de uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
3.1.3- İç Pazarla İlgili Müktesebat
Bu alandaki mevzuatın kapsamının geniş olduğu ve tam uyumun bir ölçüde bütünleşme şartlarının sağlanmasını gerektirdiği anlaşılmaktadır. Bu noktada, mevzuatın durağan (statik) özellik taşımadığı, devingen-değişken (dinamik) bir süreci yansıttığı da gözlemlenmektedir.
Sürekli yeni düzenlemelerin yapıldığı veya değişikliklerin yaşandığı yapıların teori ve uygulamada open ended- “ucu açık” veya “hareketli hedef” kavramları ile tanımlanmaya çalışıldığı hatırlanınca, iç pazarla ilgili mevzuat alanındaki gelişmeleri en iyi şekilde tanımlamaya bu kavramların kafi geleceği düşünülmektedir.
Mezkur müktesebatın alt başlıklarının her birinde özellikle tüketicinin korunması, fikri ve sanayi mülkiyet haklarının korunması (Patent Kurumu’nun Kurulması, ilgili Uluslararası Anlaşmalara Üyelik, Fikri Mülkiyet Hakları Konusundaki Özel Mahkemenin Kurulması dahil), malların serbest dolaşımının sağlanması, standartların belirlenmesi, teknik mevzuat uyumu gibi alanlarda öyle veya böyle bir ölçüde mesafe alındığı görülmekle birlikte, tarama süreci başlamaksızın hangi alt başlıkta gerekli tam uyumun sağlandığının belirlenmesinin güçlüğü de bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bu noktada, özellikle gümrük birliğinin temel taşlarından biri olduğu için malların serbest dolaşımının en fazla mesafe alınan bölümü oluşturduğu; teknik mevzuat uyumunda sağlanacak her ilerlemenin ve standart uygulamalarında yapılacak hassas ayarlamaların bu alana katkı sağlamaya devam edeceği bilinmektedir. Buna ilave olarak, alt-komite çalışmalarında uyum sağlandığı veya uyumlu olduğu düşünülen diğer alanlarda (şirketler hukuku, tüketicinin korunması vb.) dahi bazı düzenleme ve uygulama farklılıkların olduğu da müşahede edilmektedir.
Diğer bir ifade ile, mezkur maddenin gereğinin mevzuat üstlenilmesi bakımından dahi yerine getirilemediği sonucuna ulaşılmaktadır. Mevzuat uyumu yanında bunun etkin uygulanmasının ise başkaca bir yükümlülük olarak karşımıza çıkacağı ise izahtan varestedir.
4- Tarafların Mevcut Pozisyonları
Dampinge karşı önlemlerin gümrük birliği alanında uygulamadan kaldırılması hususu, sırası ile AB’nin yaklaşımı ve konunun ülkemiz açısından değerlendirilmesi şeklindeki iki alt başlık altında irdelenmeye çalışılacaktır.
4.1- AB’nin Yaklaşımı
Avrupa Birliği, bütün girişimlere rağmen dampinge karşı önlemlerin askıya alınmasını sağlayacak şartların oluşmadığını ve bu konudaki taleplerin erken yapılmış olarak değerlendirildiği şeklindeki görüşü yinelemektedir.
Bu bağlamda, esasen rekabet politikası, ticaret politikası ve sanayi politikası konusunda kıyaslamalı çalışma yürüten uzmanlar açısından bu görüş şaşırtıcı olmamakta ve AB’nin takip ettiği stratejinin tabi bir yansıması olarak addedilmektedir. Zira, AB’nin bugüne kadar üyelik süreci içinde olan ülkeler bağlamında kazandığı deneyim ve uluslararası planda ticaret politikası ve rekabet politikası araçları açısından izlediği tutum dikkate alındığı takdirde, literatüre giren üç farklı yaklaşımdan “ dampinge karşı önlemlerin kaldırılması için iç pazarda bütünleşmenin sağlanmasının gerektiği” şeklinde özetlenebilecek olanının temsilcisi bulunduğu tespit edilmektedir.
Bu noktada, bu alandaki teorik görüşlerin ve uygulamanın "dampinge karşı önlemlerin yürürlükten kalkması için bölgesel ticari anlaşmalarının yeterli olduğu; bu anlaşmaların rekabet politikasına dair kuralların üstlenilmesini gerektirdiği veya diğer bir anlatımla rekabet politikasının bu önlemleri ikame edebileceği; sanayi politikası, devlet yardımları ve rekabet başta olmak üzere iç pazarı oluşturan bütün alanlarda uyumun gerektiği (tam entegrasyon)"(7) şeklinde tasnif edildiğinin altının çizilmesinde fayda mülahaza edilmektedir.
Bu kapsamda, dampinge karşı önlemlerin kaldırılması için gerekli bütünleşik pazar koşulunun yerine getirilmesi hususu, AB tarafından tarihi deneyim olarak bilinen ve karar alıcılar ile uygulamacılar açısından genel kabul gören bir politika olduğu ve bu politikanın ısrarlı bir şekilde takip edildiği sonucuna da ulaşılmaktadır.
Bu itibarla, mevzuat uyumunda ve uygulama etkinliğinde ulaşılan seviyenin ve yeterliliğinin belirlenmesinin gündeme gelmesi halinde ise, deneyim kazandıkları “tarama süreci” yöntemlerine başvurulması gerektiği şeklindeki bir görüşün AB tarafından seslendirilebileceği de öngörülmektedir. Esasen, AB’nin alt komite faaliyetleri kapsamında yapılan belirlemeleri, bu amaca yönelik olarak kullanacağı da tahmin edilmektedir.
4.2- Konunun Ülkemiz Açısından Değerlendirilmesi
Teorik olarak bu önlemlerin kaldırılmasına imkan verecek kuralların varlığı bilinmekle birlikte, mevcut çalışma temposu ile pratikte bunun sağlanmasının oldukça güç olduğu görüşü yaygınlaşmaktadır. Bu alanda özellikle temel rekabet hukukuna dair mevzuatın üstlenilmesi ve bu alanda kazanılan uygulama deneyiminin, tek başına yeterli bir unsur olarak görülmediği de bilinmektedir.
Hal böyle olmakla birlikte, her platform önlemlerin kaldırılması konusundaki talebin yapılması için kullanılmaktadır. Özellikle Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesinden sonra başlatılan ham bez ile TV soruşturmalarında yıkıcı dampingin gümrük birliği alanında ortaya çıkmayacağı, soruşturmaya taraf olan firmaların hiç birisinin bırakın gümrük birliği alanını kendi iç pazarlarında dahi hakim pozisyona sahip olmadıkları, bumerang etkisi nedeni ile uzun döneme sarkan fiyat farklılaştırmasına gidemeyecekleri, sürekli açılan soruşturmaların gümrük birliğinin ticaret yaratıcı ve genişletici etkisini ortadan kaldırdığı, AB’nin genişleme sürecinde yaşadığı tarihi deneyime paralel bir tarzda dampinge karşı önlemlerin ortadan kaldırılması ve bunun yerine rekabeti bozucu eylemlere karşı diğer tarafın isteği üzerine harekete geçme imkanı tanıyan ( positive comity) OKK’nın 43’üncü maddesinin hükmüne işlerlik kazandırılması gerektiği gündeme getirilmiştir.
Öte yandan, devlet yardımlarının denetimi konusundaki koşulun kurumsal planda dahi yerine getirilememiş bulunması ilave bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer bir anlatımla, önlemlerin kaldırılmasına imkan verecek temel hükmün ikinci koşulunun şekilsel bakımdan dahi yerine getirilememesi ülkemiz pozisyonunu zayıflatmaktadır.
En büyük engeli ise, iç pazarla ilgili alandaki müktesebatın oluşturduğu aşikar gözükmektedir. Bu konudaki mevzuatın ne olduğunun ve sayısının dahi kolayca tespit edilemeyeceği, ancak bütünleşmiş pazar konumuna ulaşılmasının gerektiği şeklinde bir tanımlama yapılabileceği hususu dikkate alındığında karşılaşılan veya üstlenilen yükümlülüğün boyutunun ne olduğu ve ne zaman bu yükümlülüğün karşılanabileceği hakkında bir genel tahmin yapılabileceği düşünülmektedir.
Hal böyle olmakla birlikte, mevzuat uyumu ile ilgili oluşturulan alt komitelerin faaliyetleri, buz dağının görünmeyen kısmı hakkında fikir sahibi olunmasına ve dolayısıyla mevcut problemin çözülebileceği yönünde bir umudun oluşmasına da katkı sağlamıştır.
Bu itibarla, bu pazara giriş engelinin kaldırılabilmesi için gerekli mevzuat uyumunu ve uygulamasını sistemli bir şekilde takip edecek, ilgili kurumlarımıza ihtiyaç duyulan bilgiyi aktaracak ve AB nezdinde yapılacak girişimlere lojistik destek sağlayacak bir özel görev grubunun (task force) teşkil edilmesinde veya mevcut bir birime bu vazifenin tevdi edilmesinde yarar görülmektedir.
5. Değerlendirme
Yukarıda arz edilmeye çalışılan özet bilgiler ışığında;
Ülkemizin Avrupa Birliği’ne katılma yönündeki serüveninin inişli çıkışlı seyrinden bağımsız bir tarzda dampinge karşı önlemlerin kaldırılmasını sağlayacak sistemli çalışmanın daha fazla gecikmeye mahal bırakmaksızın yürütülmesi hususunun, uygulanacak pazara giriş stratejisinin tabi bir sonucu olarak addedilmesi gerektiği,
1/95 sayılı OKK’nın 44’üncü Maddesi’nin buzdağının görünen ve görünmeyen kısmı tanımlaması altında değerlendirilebilecek bir madde olduğu ve ülkemiz ihracatı aleyhine işlemeye devam ettiği,
Hayatın gecikeni cezalandırdığı temel kabulü ile daha fazla gecikmeye meydan vermeyecek bir şekilde mevzuat uyumunun tamamlanması ve etkin uygulanmasının sağlanması konusundaki çalışmaların sistem bütünlüğü içinde ele alınmasının icap ettiği,
Mevzuat uyumu konusunda faaliyet gösteren uzmanların yapılan işlemin bir amacının da AB pazarına girişte ihracatçılarımızın karşılaştığı problemin bertaraf edilmesi olduğu düşüncesini taşıyacak şekilde karmaşık yapının sonucundan haberdar edilmelerinin de sağlanması,
Ülkemiz ihracatına karşı her başlatılan soruşturmada sarf edilen mesainin veya mali imkanların 1/95 Sayılı OKK’nın 44’üncü maddesinin gereğinin yerine getirilmesine harcanmış olması halinde, yaşamsal önemdeki bu konunun çözümlenmiş olabileceği hususunun göz ardı edilmemesi gerektiği,
AEA Anlaşması’nın yapısı ve dampinge karşı önlemlerin bertaraf edilmesi ile sonuçlanan konumu dikkate alındığında, gümrük birliği lafzına fazla vurgu yapılmadan pazarın bütünleşmesine imkan veren, iç pazarla ilgili mevzuatın üstlenilmesi konusuna ağırlık verilmesinin zaruri olduğu,
Mezkur maddeden kaynaklanan damping başvurularına ülkemizin dahil edilmesi hakkının kullanımının hukuki anlamda ortadan kaldırılmaması halinde, AB firmalarının veya meslek kuruluşlarının tek başlarına veya piyasayı ciddi şekilde paylaştıkları müşahede edilen avukatlık firmalarının yönlendirmeleri ile başvuru tercihi yönünde hareket etmelerinin önlenemeyeceği, bu bağlamda başvuruların yapılmaması veya başlatılan soruşturmaların kapatılması yönünde sürdürülen girişimlerin beyhude işlem kalmaya mahkum olacağı,
Esasen bu önlemlerin kaldırılmasının tek koşulu olarak ortaya çıkan iç pazarın oluşturulması için karşılanacak maliyetin, sanayiinin dönüşümünü sağlayabilecek ve dolayısıyla rekabet edebilirliliğini orta ve uzun dönemde garanti altına alabilecek bir potansiyele de sahip bulunduğu,
mülahaza edilmektedir.
Dipnotlar
ÖZTÜRK, Hüseyin, İhracatımız Açısından Ticaret Politikası Araçlarının İrdelenmesi ve Bu Araçlardan Korunma Yöntemlerine İlişkin Öneriler.
Messerlin, Patrick A., Measuring The Cost of Protection in Europe - European Commercial Policy in the 2000s
Hoekman, Bernard, Free Trade and Deep Integration:Anti-dumping and Antitrust in regional Agreements
Graver, Hans Petter, Die Ausdehnung des Europäischen Gemeinschaftsrechts auf Nichtmitglieder der Union-das Beispiel Norwegens, ARENA Working Papers WP 01/21.
http://europa.eu.int/comm/trade/policy/dumping/faqs.htm
http://www.europa.eu.int/eur-lex/en/index.html
Hoekman, Bernard, Free Trade and Deep Integration:Anti-dumping and Antitrust in regional Agreements
Kaynakça
Decision No 1/95 of the EC-Turkey Association Council of 22 December 1995 on implementing the final phase of the Customs Union, Official Journal of the European Communities, 1996.
Regionalism and the World Trading System, World Trade Organization,1995.
Business Guide to the Uruguay Round,.International Trade Centre UNCTAD/WTO Commonwealth Secretariat,1995.
The Results of the Uruguay Round of Multilateral Trade Negotiation , The Legal Texts, WTO,1995.
Di Chiara, Valerio, EU antidumping against the CEECs: a short note, Instutute of Economics and Finance - Faculty of Law University of Parma.
Emerson ,Michael, Marius, Vahl - Woolcock, Stephan -Apap, Joanna- Gros, Daniel- Hobza, Alexandr and Houben Marc, Navigating by The Stars, Morway, The European Area and The European Union, Centre for European Policy Studies-Brussels, 2002.
Graver, Hans Petter, Die Ausdehnung de s Europäischen Gemeinschafts-rechts auf Nichtmitglieder der Union - das Beispiel Norwegens, ARENA Working Papers WP 01/21, 2001.
Hoekman Bernard, Free Trade and Deep Integration: Anti-dumping and Antitrust in Regional Agreements, World Bank,1998.
Hoekman, Bernard and Mavroidis, Petros, Dumping, Anti-dumping , Antitrust, The Journal of World Trade, February 1996, Vol.30 No.1, pp.27-52.
Messerlin, Patrick A., Measuring The Cost of Protection in Europe - European Commercial Policy in the 2000s, Institute f or International Economics, September 2001.
Öztürk, Hüseyin, “İhracatımız Açısından Ticaret Politikası Araçlarının İrdelenmesive Bu Araçlardan Korunma Yöntemlerine İlişkin Öneriler”; DışTicaret Dergisi, Ocak- 1998, Sayı 8.
Öztürk, Hüseyin - Yazıcıoğlu, Yasemen, Gümrük Birliği Çerçevesinde Dampinge Karşı Uygulamalar, Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Dış Ticaret Dergisi, Ocak-1997, Sayı 2.
Van Bael, Ivo - Bellis, Jean - Francois, Ant i- Dumping and other Trade Protection Laws of the EC, 1996.